POETİK METİN

Sabahattin Umutlu   






hafızanın kanatlarında bir kara melek
ya da
arshil gorky ile keder…


temmuzda… ağustos böceklerine…


‘yaralarım benden önce de vardı ,ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum’
joe bousquet

‘sürükleniyoruz: meduse’un salına benzer bir salın etrafına bombalar yağıyor, sal ise donmuş yeraltı ırmaklarına ya da kızgın amazon nehirlerine doğru sürükleniyor. birbirlerini sevmek zorunda olmayan insanlar birlikte kürek çekiyor, kavga ediyor, birbirlerini yiyor. birlikte kürek çekmek paylaşmaktır, tüm yasaların, sözleşmelerin ve kurumların ötesinde bir şeyleri paylaşmaktır.’
gılles deleuze

‘ hayat içimizden akar, onda nasıl yüzeceğimize biz karar veririz ‘
abdül gaffar el hayati
 

o yara derin yara :

kimi zaman bir derin kesikten başlar tarih. yaşanmaya yazılmaya, yok sayılmaya. kimileri için kimi zaman…bir yaranın yazılmamış, yazılamamış, es geçilmiş, ertelenmiş, kanırtılmış, dağlanmış, dağlanarak yok sayılmış yerlerinden…

ellerinden, yüzlerinden, mil çekilmiş gözlerinden; ortasından bir hayatın, eşiğinden bir rüyanın birden kabusa dönüşmesinden…fısıltısından bir rüzgarın ve birden fırtınaya dönüşmesinden, köklerinden sökülmesinden ağaçların, sesini soluğunu yitirmesinden…hayalinden, kederinden, neşesinden, yerinden yurdundan edilmesinden…

son kez göz göze gelemeden bir bahçeyle…vedasını, yarasını içinde biriktiren bir ağacın…düşmek yollara geceden ve belki de bin yıl sürecek bir geceden. düşürülmek..

hatırlanır, hatırlanırsa hayali ağaçların ve artık çığlığa dönüşmesinden sesin, seslerin ve bir çığlığın duyulamayacak yerlerinden…

yanık yanık küllerinden hafızanın bir otopsiyle açılır, bakılır… görülür görünmesine de göz göz olmuş o yaranın gözüne göz gerektir bakışına bakış…

‘dünyadaki bir şey bizi düşünmeye zorlar. bu şey tanımanın nesnesi değildir, fakat asli bir karşılaşmadır’ diyor, bir yerlerde kaçış çizgilerinin ‘ göçebe bilimi ‘nin, yersizyurtsuzlaşmanın filozofu deleuze. ..

tarihin düz akışından, iktidarlarca yalan, yanlış, gri, sarı yazılışından değil, özne ile nesne diyalektiğinin ters yüz edilmesinden de değil, sadece karşılaşmadan …bir yerlerde ve öylece karşılaşmalardan …karşılaşmanın kendisinden ..o andan. o anki o oluştan…

kimliklerimizden, aidiyetlerimizden, sınırlardan, sınırlamalardan, sınırlayıcı simgelerden değil. çırılçıplak hallerimizden… neysek o oluştan… oluşlarımızdan… ve oluş içindeki hallerimizden, bir bakışın bir bakışla yüzleşmesinden, hakikatin aynasından süzülerek geçmelerinden…

peki, neydi bizi düşünmeye zorlayan…dünyadaki varlığımız, dünyaya fırlatılmışlığımız, oluşumuz; bedenlerimiz, arzularımız üzerindeki kodlar mı.. tanımak, nasıl bir eylem… nesnesinden uzak düşmüş bir eylemin karşılaşması, yüzleşmesi olur mu? doğduğumuzda nelerle karşılaşıp karşılaşmayacağımızın belirsizliği ve tüm bu karşılaşmaların bir ağır yük olarak geleceğimiz üzerindeki belirleyiciliği…belirsizliğin belirleyiciliğiyle karşılaşmanın, karşılaşılıp yüzleşilmesi…

‘bütün kuşlardan dökülmüş tüylerin ülkesine benzeyen
kötü bir zamanı vardı kökünden düşmesini isteyen
her şey uykusuz dönüş gibi dökülen o ayaz yazıda kaldı …’
…
‘hangi taşın ısırığı, hangi gecenin kedi pençesi mayamızdaki keder ?
her şey meleğin ince bileklerine benziyor ve kirpik seslerine
korunaksız acı ,çukurlarımızı ışığıyla dolduran elleri böyle apaçık
gözlerimizdeki uçurumları çözen ve ağlamanın tuzlu simyasını
karanlık düşüyle çırılçıplak koşuyor güneşin uyanık tepelerinde
ve uzakta açan yelkenliler gibi yeşil ovada yüzüyor çiçekler. '
……
'her şey ırmağı ve kuşu unutan mavi ölümlü gecede kaldı …’
……
'beyaz atında ressamın ,kırmızı flütünü öpüyor tanrıça
zamansızlık taşında oturuyor tutkunun ve yırttığı güney ışıklarının
orada, safir rüzgarda salınıyor oklarla asılmış gecenin tablosu
ve cam, barut ve patlayıcı hammaddeleri körlüğün
heybe uçlarından dökülüyor çölün içimize ‘ 
 [ azad ziya eren ]


bakılıp geçilmesi, görmezlikten gelinmesi, iki bakış arasında bir es verilmesi ve o tanımın, tanımlamanın ötesindeki karşılaşma anları… vostanik ile manug’un, manug ile adoyan’ın, arshil ile gorky’ nin karşılaşması…cangılında bir yaranın, bir şiirin, bir resmin eskizi… eskizleri…

kimilerinin göl diye bildikleri o deniz ..ufkunda kaybolunan. ufkunda ufkolunan… şehr-i van…

kıyısı köşesi ucu bucağı hep bir virgülde saklı. rakamlardan azade bir tarihi de olmaz mı olunmaz mı başka bir yolu yordamı olmamanın… rüyasında resim yapan bir çocuk ve sadece ellerinin hareketi görülebilen bir çocuk…resmin kendisi olmuş figürler içinde bir figür… resimler içinde resmolunan...

resimlerin rengarenk dünyasında var olmak varken, ideolojilerin tekleştirici, farklılıkları ortadan kaldıran, ufkumuzu daraltarak tek bir renge hapseden dünyası ile karşılaşmak…karşılaşmaya zorlanmak..karşılaştırılmak… ki tüm ideolojiler hayatı dünyayı hayatlarımızı bir simetri içinde tek bir renge hapsetmeye çalışarak var olurlar. ve oradan alırlar meşruiyetlerini. oysa, tekil düşünce özgürleşmeyi içeriyor ufkunda. tüm farklılıklarına rağmen tekilliğiyle bir arada olabilmeyi, yaşayabilmeyi arzulamak da var. arzumuzdur…

deluze’ ye göre ideologların teorisyenlerin biçimlendirmeye çalıştığı hayatın katılığından, donukluğundan, tekdüzeliğinden, renksizliğinden uzaklaşmayı, kaçıp kurtulmayı içeren her türden kaçış çizgisi ve her türden yersizyurtsuzlaşma hali bir özgürleşme eylemi olarak da okunabilir. okunuyor da …

ve fakat bir de köklerinden koparılarak, hafızası yok sayılarak yerinden yurdundan edilmek var. köklerini, dallarını ve nice değerlerini inkara zorlanmak. hafızanın yok edilmesi, silinmeye çalışılması, silinirken yaralanması…yaralı bir hafıza ile yaşamak zorunda bırakılmak...geçip gitmek eskizinden ol yaranın…geçip de gidememek…öylece kalakalmak…

yaralı bir hafızayla her sınırdan sürgün…her yerin yersizi olmak…anlamını yitirmesi coğrafyanın…doğmuş olmanın yeri mi… haritada bir çizik.. keder ile heder arasında acının, ıstırabın, sürgünlüğün çölünde bir ayak izi, savrulan kum tanesi olmak …

ıstıraba dönüşen hayatlar…yanılgısı her türden yersiz yurtsuzluğun bir özgürlük imkanına dönüşmesi... kederi yersizyurtsuzlaşmanın…varoluşun yaralarına değil de içine doğmak bir yaranın ve bir ömür içinde bulmak kendini…hazin bilgisi var oluşun. tinsel acılarla sınırsızlaşması bedenlerin ve bir sınıra hapsolmanın kederi. adını sanını, kimliğini gizleyerek başka bir kimlikte var olmak…var olmaya zorlanmak… bir yaranın ontolojisi… yara bilincinin de ötesinde ontolojik yaralara dönüşenler… köklerinden koparılmanın ve köknarların arasında bir hangarda asılı bulunmanın ontolojisi…

ve artık geç olması bir şeylerin…bir şeylere geç kalmanın bilgisiyle yaşamak ve o bilgiye mahkum olmak…o bilginin ülkesine, sınırlarına o ülkenin…buhranına, kasvetine, gösterişine…hayal kırıklığına değil de bir hayalin ortasında kalakalmışlığına öylece bırakılmışlığına.…hafızasızlığına, kötürümlüğüne dillerinin…kendi üstüne kapanan karşılaşmaların….

uçsuz bucaksız maviliklerinde okyanusun sürüklenmek aynı salda…kızgın amazon nehirlerine doğru sürüklenirken, aynı salda olanlarla el birliğiyle ve dayanışmayla üzerimizdeki tüm kodları ve tüm önyargılarımızı terk ederek kürek çekebilmek akıntıya karşı, birlikte var olabilme arzusu ve imkanıyla…yokluğun imkansızlığında bir varlığa dönüşebilmenin imkanıyla…yokluğunda var olunanın kederi ve neşesiyle…

peki, sonsuza giden bir salda önceden yaşananları, olumlu olumsuz deneyimleri, savaşları unutmak mümkün mü…unutmak bir imkan mı sağlar bize. bir hafıza oluşturmak için hatırlamak ve hatırladıklarımızla yüzleşerek var olmakta mı çıkış…‘hayat içimizden akar, onda nasıl yüzeceğimize biz karar veririz’ diyor, abdül gaffar el hayati. öyle midir… ve her zaman öyle midir.. .

aynı ressamın elinden çıkma iki ayrı tablonun ilkinde somut kederli figürler toplamına rastlamak, karşılaşmak ve yüzleşerek oradan bir hafıza oluşturmak mı.. ontolojik bir hesaplaşma mı… yoksa geçmişe ait tüm figürlerin yok olarak yüzleşmeye değil de inkara, soyut bir cangıla, cangılda bir manzumeye dönüşmesine bakıp bakıp oradan bir unutuşa yol açıp nefes alabilmek mi...ontolojik kaçışa mı…kaçışlara mı… yerinden yurdundan edilmenin, yersiz yurtsuzluğun sınırlara terk edilmenin, bırakılmanın bitmez tükenmez kederine, trajedisine mi…burada yine azad ziya eren'den iki dize :

‘bütün birikintilerini geçmişimin ,çekiyorum ruhlarınızın direklerine
fırlatarak kökleri, karanlıkta büyütülmüş ve güneşle öldürülmüş ışığı ‘




arhshil gorky, arshil gorky olmadan önce çocukluğunun geçtiği yerde bir ressamın hayaliyle bir kara melek ile karşılaşmak :

'beş yaşındaydım. konuşmaya o yıl başlamıştım. annemle kiliseye gidiyoruz. oradayız. bir resmin karşısında durmuşum. cehennemden sahnelerin resmedildiği bir tablo. resimde melekler vardı. beyaz melekler ve siyah melekler. bütün siyah melekler hades'e gitmekteydi. kendime baktım. ben de siyahtım. demek ki cennete gidemeyecektim. bir çocuğun yüreği böyle şeyleri kaldıramaz. işte o anda dünyaya siyah bir meleğin de iyi olabileceğini, iyi olması gerektiğini ve ruhundaki iyiliği dünyaya, hem beyaz hem de siyah dünyaya sunması gerektiğini ispatlamaya karar verdim.'    [ nourıtza matossıan ]


bir zamanlar iki yüz elli bin ermeninin yaşadığı ve arshil gorky’ nin çocukluğunun geçtiği van şehri, nam-diğer şehr-i van. iki bin on iki yılı ekim ayında yedi onda ikilik bir depremle can kayıplarının da olduğu büyük bir yıkım yaşamıştı van. gönüllü olarak iki kez van’a gitmiş ve rehabilitasyon çalışmalarına katılmıştım. van ‘da bulunduğum günlerde arshil gorky’ den haberdar olmakla birlikte çocukluğunun van’da geçtiğini bilmiyordum. bir akşamüstü telefonum çaldı, dostum uygar asan (yayıncı yönetmen).. arshil gorky ‘den bahsettik, çocukluğunun geçtiği yerlerden…ertesi gün geldi uygar. iki bin on iki ocak ayı … her yer karla kaplı... arshil gorky’nin doğduğu ve on üç yaşına kadar çocukluğunun geçtiği van denizi kıyısında, edremit ilçesine bağlı küçük bir köy olan horkom’a ( yeni adıyla dilkaya) ) gittik. arshil gorky ‘den izler….her yer kar altında ...

horkom…muhtarın evindeyiz, çaylarımızı yudumluyoruz…ve sebebi ziyaretimiz…van denizi kıyısındaki köylerin kültürel tarihiyle ilgili belgesel yapmak …muhtar oğluna sesleniyor :
- hele içerden şu büyük kitabı getir! kitabın kapağında arshil gorky art albüm yazısı. arshil gorky ‘nin ölüm yıldönümünde her 22 temmuzda amerika’dan horkom’a gelen arkadaşları hediye etmiş muhtara…

tam yüz yıl sonra, doğduğu, çocukluğunun geçtiği yerde karşılaşmıştık arshil gorky ile… horkom’da dünyaya gelmişti arshil gorky ve ona büyük babasının adını vermişlerdi. manug adoyan…adoyan ermenice ‘de çocuk. bir de vostanig ‘i eklemişler, annesi şuşan’ın memleketi olan van’ ın ilçesi vostanig (yeni adıyla gevaş).

bin dokuz yüz iki yılında dünyaya geldiğini ve on üç yaşına kadar çocukluğunun van’da geçtiğini öğreniyoruz kaynaklardan. yoksul bir ailenin çocuğu olduğunu, annesinin ona ’karam‘ diye seslendiğini, küçük yaşta eline geçen malzemelerden resimler ve heykeller yaptığını... bir de konuşmaya geç başladığını ... konuşmaya başlamadan resim yapmaya başladığını…annesinin onu konuşturabilmek için şok taktiklerine başvurduğunu ...nasıl mı…kendini uçurumdan atacağını söyler annesi ve hızla kayalığın kenarına yaklaşır, bunu gören manug birden dile gelir : mayrig (anne) !...

işte gorky’nin uçurumlarla baş edebilmesinin bilgisi ve deneyimi… henüz dört beş yaşlarındadır…van denizinde kıyıya vuran balıkların resmini yapar. kardeşi satenig‘e: armut ağacımızın da resmini yapabilirim’ diye seslenir ve balık resminin altına armut ağacını da çizer...

ve bin dokuz yüz on beş, bir yaz günü.. arshil gorky, annesi, kardeşi ve yerinden yurdundan edilmiş ermeniler… 'tehcirgerektirir

... ‘soykırım’… dağlardan, tepelerden aç susuz erivan’a geçmeyi başaranlar…başaramayanlar… erivan’da görülen salgın hastalık ve kıtlık … şuşan’ın ölümü, arshil gorky ve kız kardeşinin yetimliği…

bin dokuz yüz on beş‘ te diyarbakır’ da yaşanan trajediyi (sur içinin yüzyıllık yalnızlığı) ‘çift kafanın kitabı’ adlı romanında ele alan ahmet çakmak’ tan bir cümle ‘gidememek, ölümün kucağına düşmekti. geriye düşenleri bir daha gören olmuyordu’


benim adım arshil gorky :

‘yaratımı imkansızlıklar arasında bir patika açmak olarak görmek durumundayız. boğazını bir takım imkansızlıkların sıkmadığı yaratıcı, yaratıcı değildir. yaratıcı kendi imkansızlıklarını yaratan ve böylelikle aynı zamanda imkanı da yaratan kişidir. birtakım imkansızlıklar olmadan bir kaçış çizgisine, bir çıkış sağlayan yaratıma, bir hakikat teşkil eden yanlışlığın gücüne erişemezsiniz.’  [gılles deleuze]


annelerinin ölümünden sonra, arshil gorky ile kız kardeşi 1920 yılında istanbul üzerinden amerika'ya giderler. arshil gorky amerika’ da ermeni kimliğini gizlemek zorunda kalır. karşılaşacağı baskıları da hesaba katarak manug adoyan olan adını arshile gorky olarak değiştirir. arshile'i yunan mitologisinden alır, akhilleus'tan (yiğit ve yakışıklılığı ile bilinen yarı tanrı ), gorky soyadını ise yazar maksim gorki' den. 'gorky' sözcüğü , rusça’da 'acı' anlamında…

amerika’ya giden arshil gorky, daha önce göç etmiş olan babasıyla karşılaşır ve aynı iş yerinde çalışmaya başlar. sanat alanında eğitim alır.

1922 yılında new school of design and ıllustration’a girer.1924 yılında aynı okulda asistan olarak çalışmaya başlar. 1924 yılının sonlarına doğru new york’a taşınan gorky, burada new school of design’a girer.

ressam mark rothko da arshil gorky‘ nin öğrencisidir. 1941 yılında agnes magruder ile tanışır ve evlenirler. karısına ermenice’de ‘özlü söz’ anlamına gelen ‘mougouch’ lakabıyla seslenmektedir. 1944 kışında andré breton ile tanışırlar. sürrealizmin önde gelen isimlerinden breton, gorky’nin yakın arkadaşı ve destekleyicisidir.

ilk çalışmalarında cézanne, picasso ve miro'dan etkilendiği ileri sürülen arshil gorky, 1940'ların ortalarında new york' ta ortaya çıkan soyut dışavurumculuk akımının önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir.

andre breton'un fikirlerinden etkilendiği, breton’a göre 1940' ların başından itibaren 'soçi'deki bahçe' (garden in sochi) resmi ile kendi kişisel tarzını oluşturduğu ifade edilir.

gorky, resimlerinde kullandığı farklı tekniklerden dolayı çağdaşları arasında ayrı bir yerde anılmakta, eserlerinde şiirsel bir hava ve lirik soyutlamalar öne çıkmaktadır.

1946 yılında atölyesinde çıkan yangında yirmiden fazla yağlıboya resmi, birçok çizimi ve kütüphanesi yanar. aynı yıl kansere yakalandığını öğrenir. moma’daki ‘fourteen americans’ isimli sergide başyapıtı olan ‘sanatçı ve annesi’ sergilenir. ki ‘sanatçı ve annesi’ tablosu gorky’nin tüm eserleri arasında bir hafıza ve yüzleşme çalışması olarak ayrı bir yerde durmaktadır.

resmin hikayesi, amerika’ ya çalışmaya giden babası setrag’ a yollanmak üzere annesi şuşan ile birlikte çekilen bir fotoğrafa dayanır. ‘sanatçı ve annesi’ gorky’nin 1926 yılından beri yapmaya çalıştığı sanat eleştirmenleri tarafından hala tartışmalı bir resim olarak görülür.

resimde annesinin ellerini bir türlü çizemez arshil gorky. 1926 yılında başladığı resmi 1946 yılında tamamlayabilmiştir. her defasında siler annesinin ellerini, çünkü annesinin elleri çocukluğundan kalan hatıradır, hafızadır. bir trajedinin yüzü olarak da görülebilir eller. yüzleşmeyi gerektirir. elleri hakikatin... hakikatin elleri...

bin dokuz yüz on beş’ te annesi ve kız kardeşiyle yaşadıkları uzun sürgünlükte annesi bulabildiği şeyleri çocuklarına yedirir, kendi elleriyle besler, yaşatır çocuklarını. ancak kendisi açlıktan ve salgın hastalıktan ölür. belki de annesinin elleri ile bakar çocukluğuna arshil gorky, bakmayı dener ya da, yüzleşmek istediği halde yüzleşemez. manug adoyan olarak başladığı hayatı sahte bir kimlikle sürdürmek zorunda kalır ve arshil gorky olarak tamamlar. belki bu durum bile geçmişiyle yüzleşmek istememesinin nedenidir. hafızanın kanatları arasında salınıp durur arshil gorky ve o günden beridir bir kara melek dolaşır aramızda ...hafıza ile unutuş arasında bir görünüp bir kaybolur…


bir meleğin asla üstesinden gelemeyeceği sarpa saran durumlar :

‘hayalin ne şekilde olacağına kim karışabilirdi ki? sonuçta insanoğlu hayali kadar yer kaplamıyor muydu dünyada?

insanların hayvanların hatta her nesnenin kendince hayalleri olamaz mıydı?

kimse kimsenin rüyasını göremeyeceğine göre, orada neler olup bittiğini de anlayamazdı. yaşadıkları, şahit oldukları şehrin bir kabusu olmasındı? kendisinden çok sonra yaşayan bir ademin düşü müydü bu, yoksa kendi rüyasını mı yaşıyordu?’   
[ ahmet çakmak ]

yaşadıkları sorunları nedeniyle eşi evi terk eder. eşinin bu süreçte arshil gorky ’nin yakın arkadaşı roberto matta ile ilişkisi olur. 26 haziran 1948 tarihinde bir trafik kazası geçirir arshile gorky. sırtındaki ve omzundaki kemikler kırılır. resim yapamaz hale gelir. temmuz ayında - eşiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle- depresyonu da artar. 16 temmuz’ da karısı mougouch çocuklarını da alarak evi tekrar terk eder.

ve tarih 22 temmuz 1948’i gösterir. yaşadıkları evin bahçesindeki köknar ağaçlarının arasında bir hangarda asılı bulunur arshile gorky …beyaz tebeşirle yazılı bir not kalır geriye ‘elveda sevdiklerim’ ….

gösterişsiz bir mezar taşının üstünde ’arshile gorky adoyan’ yazılıdır.

gorky‘ nin ölümünü duyan breton, birlikte çekilmiş fotoğraflarına bakarak;‘arshil gorky’e veda‘ adlı şu dizeleri yazar:

‘kollarını açınca ne büyüksün
sesinde kartallar yuva yapar
eski rus şarkılarını söylerken kendi kendine
payına senden başka kimselerin adımlamadığı yollar düşerdi

masallardan çıkma değneğin ile görüyorum seni
yıldızların ve çiçek açmış ağaçların içinde
kendi yazgınla baş başa bırakıyorum seni
nasıl da tutunurlardı sana sevgili arshile
ah severdin evini yakan ateşi de.’



bir başka dostu ise şu sözleri sarf eder: ‘o resimler bizi gerçekliğin ötesine, bir zamanlar, büyük asırların dans ettiği, doğa üstü bir aleme götürüyor ‘


sorular … bazı sorular :

tüm sanat edebiyat tarihinde resmin, şiirin, sanatın, edebiyatın aklın yörüngesinden çıktığı yer; figürden- imgeden ‘gerçek’ ten kurtularak, gerçeküstüne soyuta yöneldiği yer, hafızanın etkisinden de kurtulduğu özgürleştiği yer midir…

hafızanın havalandırıldığı, unutuşa değil de uçuşa geçtiği yerde mi başlar özgürlük… malevich’in black square (siyah kare), marcel duchamp’ın pisuar’ında hafıza nerede gizlenmiştir…

malevich’ in yaptığı, tüm hafızayı bir siyah kareye hapsetmek, sınırlamak mıdır...yoksa aklın bilincin, yörüngesinden çıkardığı, özgürleştirdiği bir yer mi orası…

aklın yörüngesinden çıkarak, hafızanın kanatları arasında yol alması, resmin, şiirin özgürleşmesi mi…

hafızada açılan yaralar ve kendisi bir yaraya dönüşen hafızanın tamamen silindiği bir yer var mıdır...

hakikat resmolunamaz çünkü hapsolunamaz... hakikat ile hakikat olunabilir sadece... hakikat ile hakikat...

arshile gorky : kara melek kitabından notlar :

'gorky' nin intiharının yarattığı sarsıntı savaş sonrası sanat dünyası üzerinde derin bir gölge bıraktı. yankıları hem özel hem kamusal alanda devam etti. yakın arkadaşları, gorky'nin saygınlığını korumak için onurlu bir yol seçtiğine inandılar. insani dayanma gücünün ötesinde sıkıntılar yaşayan duyarlı ve cesur bir adam olarak takdir edilen gorky' ye 'karşı işlenen günahlar kendi günahlarını aşmıştır.' bazıları onun kırılgan gerçeküstücülerin kayıtsızlığına kurban gittiğini düşünüyordu. baştan çıkarılan, seferber edilen, sonra da yem edilen bir adam. bazıları ise, ermenistan'ın kapalı, bütünleşmiş toplumundan sonra new york sanat dünyasının parçalanmış,  yapısız toplumuyla uyuşamadığına ve bu dünyanın günah keçisi olduğuna inanıyordu. materyalist yenidünya, ona önce yeteneklerini geliştirebileceği güvence ve özgürlüğü sunmuş, ancak sonra onun keskin duyarlılığını öğüterek yok etmiştir.

sanatı gibi intiharı da bir dönemin bitişi ve yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. kübizm defterini kapatarak soyut dışavurumculukla birlikte gerçeküstücülük sayfasını açmıştır.

gorky iki dünya savaşı, büyük felaket ve büyük bunalım yıllarının ruhsal çalkantılarına uğramıştı'

‘sanatı, nihayet uluslararası boyutlarıyla görülmeye, olması gerektiği gibi araştırılmaya ve gün ışığına çıkarılmaya başlamıştır. breton onun 'esas sırra tamamiyle vâkıf ilk ressam' olduğuna inanıyordu. yeteneğinin çok yönlü doğası ve kişisel mücadelesi başka sanatçılara esin kaynağı oldu. yakın arkadaşı de kooning ondan 'büyük üsluba' hâkim, saf ve tutkulu, büyük bir sanatçı diye övgüyle söz ediyordu. sanatında ya da yaşamında asla ödün vermeyen gorky, çalışmaları aracılığıyla büyük bir neşe ve derin bir trajediyi miras bıraktı. gorky'nin, bir dostunun resimleri için söylediği sözler kendisini de en iyi şekilde tanımlamaktadır: 'o resimler bizi gerçekliğin ötesine, bir zamanlar büyük asırların dans ettiği doğaüstü bir âleme götürüyor.'' …


 

_______

- kaynak : arshile gorky kara melek,  nouritza matossian,  aras yayınları, 2011


dizin    üst    geri    ileri  

 



  5  

 SÜJE  /  Sabahattin Umutlu  /  yirmi yedi temmuz iki bin on yedi  / 23