ŞİİRİ KOZA FARZETSEK
HER ŞAİR KELEBEK ÇIKAR MI?
İyi şeyler çok, zevkle ve imreniyle okunacak titiz sözcükler yüklenmiş şiir...
diye kışkırtmak isterdim sözü,
lakin
acizliği kışkırttı beni
yetmelerin önündeki şiirin içinde kıvranan sessiz harflerin!...
Fakir kılmışlar üstelik şiiri,
biz yok muymuşuz sanki,
kızıyorum kendime! Dilenir olmuş da son demlerinde delik ceplerin yırtık pırtık
dizeler,
haberimiz olmamış, öyle mi!?
Hal böyleyken, geç de olsa bir müdahale :
Şiirden yana olup,
saire bir kaç laf etmek görevdir kendime;
küstahça. Hakkı kendime veren elbette vardır, sayılırsa hakaret, eminim ki
öyledir!
Dinle sair!
Her şey şiire sığar mı, ite kaka sıkıştırıyorsun harfleri, önce bunu düşün
yazbozdan paçayı sıyırıp övüneceğine!... Sözcükler müzik ister,
sen keyfine alem gürültü icat ediyorsun imgelerle ve diş kırmaya getireceğin
geveleme için
şiir iğneliyorsun sayfalara köşe gibi.
Vitrin süsü değil ki şiir,
gözlere amade olsun,
sana ziyade. Yazmadan okutsan daha iyi olacak aslında, herkes rahat edecek ve
ibadet belleyecek sendeki gizemi.
Zararı yok,
bellesin!
Aşkını ilan yapıştırsın hatta
çıplak verdiğin poz etine.
Bir diğeri
ilahiye ermiş sen-
-din ve nasıl da bir güzel
kıçını örtmüş terbiyeydin.
Aferin!
Sana da
sol papucu yırtılmış ayak çıkıntısı, elbette, sana da aferin,
kim ağlayacak sen/siz aptal şiirinde akşamın,
iyi ki varsın
değil misin ki
internetin sümsük-e'şairine
ilham; hiç bilinmez mi kıymetin
olup da
bir başka diğeri şimdi burada
buradan tıklayarak harflerin üzerine post'a-modern şiirinin kurucususun bir
anda,
yeni bir dün/ya/dan
haber radyo, şiir radyo
kaç hayranın durur hali hazırda;
"ah! ödüllü sevgilim!"
ne alaka,
popüler oldun uzaktan kumanda fotoğrafınla. İyi de oldun bana sorarsan. Yandan
yazılmış şiir
kimsenin aklına
gelmezdi, hele soldan sağa okuman,
hakkını yememeli mucidliğinin,
torpilli de olsan
tanrın tarafından
kendi dilinle yılanlamıştın
yalanından. Çok büyük şapkalar içinde oturmak zahmeti çekmişsin zahir, ne yapsan
yeridir.
Ve işte, uzak ülkelerde yakın olmak basireti
aynı dilde dergidir
özetle,
farklı da olsa olabilir,
hiç farketmez! Demiyorum ki
yersizyurtsuz dolan. Biliyorum, kimliksizlik zordur. Taşınmak ister ille de
asalet soydan.
Kimden kalma!
Sen bilirsin, sair. Taşı. Karışamam. Lakin
tek dediğim
UZAK DUR şair konmaktan şiire.
KELEBEK tek gün yaşamak zenginliği ister renklerde. Her şiir
selamlayamaz uçmaları bugünden. Her şair
KANAT süsleyemez hafiflikte! Karıştırma onu
sairle!
O kadar kolay mı AŞK! Kolay mı
ÖLÜME DOĞMAK o kadar!
Kasım 2003
ürün listesi
kütüphane
DÜŞ YARINI ÜZERİNE YALNIZ BIRAKILMIŞ
SÖZCÜKLERİN
-
ESKİ KONUŞMANINA HİTABI (I)
Daha dündü,
gibi dururken kendi ötesi kızıl sevgi bizsiz ve işkilsiz
suçu olan hikayesiz bir geçmiş
şımarıyor sesinde. Ne kadar da seviniyorsun
yeni koşmaklar yakıştırdıkça birileri geleceğine!
Yorulmasız buluşlara bilim olmayı yeğliyorsun
ayakları kırılmış bir takım koşucusu olmaktansa...
Ne denilebilir!
Yeni dünya çıkınından şık elbiselerle süslendi resmiyet, kutlu olsun haklı
ihanetler!
Gönderlere çekildin nihayet!
Fırsatlar silsilesidir çanlı sesleniş
ve minare müjdesidir! Mübarek olsun!
İsterik efendisi inancın
seni korumakla yükümlü artık, sevinebilirsin!
Zaten değil miydi ki
insanlaşma baştan zahmettir?!
Nihayet kanıtlandın sen sana ve özünü eleyerek hafifledin.
Keşfettin her bir eksilmeyi
arttıkça büyük eksiden. Ezberindeki hesap cetveli
oturdu yine eski tahtına beyninin.
- Mülkiyetin özeli yaşama indirgenmeli! Gerçekte,
kendine zengin yaratan başkasının yoksulluğundan
payına taşır doğruluğu,
diye tezledin şimdini
kendi adına,
arınarak tüm yanlışlardan... Tövbeleri muskalayarak
zifaflanırsın yarına döl döş, elbette sözcüksüz çoğalarak.
Ben mi? Kendi kendime mırıldanıp,
yükünü yitirince hiç üzülmeyen hamal gibi
dinlenmesi için tenhalara seriyorum gölgemi!...
Ah oportünizm, alınma,
cılızlığına logos (1) giydirecek değilim karmaşayı sırtlanıp,
sen ki ne kadar da masum kalıyorsun
gündeki ihtiraslardan ve inan bir dilenci misali
sakatlığı görsel şölen kılıyorsun gözümde! Himayesiz!
Şimdilik sağal sevgiler susacağım düş yarını kardeş için başka konuşmalara.
Ey us, ille de lanetlemek gerekirse acizliği, bu görevi
bugünün pörsük yapışkanlığını eline tokalaştırdığı sese bırak ve git okyanusta
yıka geleceğini,
hangisinde olursa olsun!
Velhasıl, komünist ahlâk, zevahiri kurtarmak değildir itirazla!...
____________
(1) Ussal Yasa,
Deyi.
Aralık 2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
DÜŞ YARINI ÜZERİNE YALNIZ BIRAKILMIŞ
SÖZCÜKLERİN
-
ESKİ KONUŞMANINA HİTABI (II)
Ne çok güzel insan bahşetmiştim sana, hepsi öldüler.
Sonra sen;
Kimde zemheri mavi oldu ve durdu inatla,
unuttun! Oysa biliyordun ki, ayda çiçek büyütmek hevesi
solgun yeryüzüne renk vermek içindi
düşlerinde çocukların. Mahvettin bu betiyi
körpe günde göz görmek üzereyken tam,
çirkefçe hak bulup kendine... Şad oldun ellerin yakarıda
sermayenin sevabından! Tasa değildi sana
ölüsü çocuk adamlarının izdüşümü,
zaten hepsi öldüler. Kalansa, hiç önemi yok,
bir müthiş gülümseme cepheden,
beni saymazsak,
birkaç da sevinç tanesi insanî zaruretten, o kadar! Hepten sana diyeceğim bu,
bir de
ihanet ve inkar dem vurmaz tüzeden ve bil ki,
şahsiyet olduğun yer
defi hacet ederken (*) tutunamaz bir dala, anlamasan da!...
Lâkin ben;
Aleyhtar düşte buldum kendimi ansızın
ve şefkat damıtılmış güne indim yeni konuşmalarla.
Hep diretmek oldu sahilik çürümüş alışkanlıkların reddinde,
yeniden oldu mavi ve
ahlâk durdu inatla zemheride!
____________
(*)
defi ; salmak.
hacet ; 1 gerek, gereklik.
2 tanrı'dan ya da
kutsal sayılan kişiden beklenen dilek.
3 büyük/küçük aptes
(tuvalet gereksinimi).
Aralık 2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
HER ŞEYE PEKİ DE, BU İYİMSERLİĞİN ASIL
SUÇLUSU KİM?
Evet ki:
Çirkinliklerin istilası.
Akşamın sefasız yazı ve çocuksuz saat.
Kalabalıklara muhtaç şair kalıntısı.
Hep ne olmanın tek çıkarı hiç olmak günleri.
Bilginin sevgisizliği. Hayıflanan düşkünlük.
Vesaire felaketler...
Her şeye peki de, tüm bunlara rağmen iyimserliğin asıl suçlusu kim?!
Elbette ben.
Övünerek itiraf ederim bunu.
Sevincin edimlerini ben çağırdım köşesinde şarkısız kalmış umut kırığından.
Gözün konuşmasını dinledim.
Kulağın bakmasına inandım.
Sesim aşka durdu kapı kenarında her daim ve içeri davetimde ne çok sevindi şiire
tanımadığım biri, gördüm sözü ve sarıldım ona. Büyülendim.
Düşün kokusunu konuştum.
Yaza dokundum.
Ve dağ güldü yüzüme, aynada baka kaldım.
Kendimsiz yürüdüm arkadaşımla kendimleşerek.
Beton çatlağında inatlanan çiçeği suladım ve öptüm onun tozunu.
Deniz doldurdum damarlarıma ve okyanus yaşadım en çölünde zamanın. İşkencenin
suretine tülbeyaz bir tenle direndim.
Rüya seviştim kedi bakışı özgürlüğümle hücre dibindeki demir duvarın gölgesinde.
Her canlıya türdeş yakıştım.
İflah olmadım güzellikten ve ille de eşitlikten vazgeçmedim.
Ben kimim!
Diğer bir ifadeyle:
Kendinden beridir insan.
Tükenmedi!
Şubat 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
ÖBÜR İNSAN
Bir yığın çirkinlik vaaz etti bindokuzyüzonyedisini terkeden çelimsiz tarih.
Gamasız haçlı seferlerinin ve tek hilalli zaferlerinin filmlerini banyoladı
karanlık odaların cahil stüdyolarında bu eşsiz tarihin şahsever piyonları..
...Ve seyre çektiler ablak suratlı sümsükleri sürü sürü ve seciyesiz bir yaşamak
kıldılar büyük zamanı küçük perdede!
Resmiyetli törenler düzenleyerek kesildi günah keçileri bir bir... ...Ve
koltuklarda, zafiyet ve ziyafet şölenlerinden iştahlı bir tükeniş abartılarak,
son yemeğin kalabalık figürleri çizildi afişlere sünepelerce. ...Ve boğanın
özgürlüğüne kin kustu alınları kanlı şakiler bu afişlerin himayesinde öbek öbek.
Büyüdü global esaret.
Hep hüzün buruştu yüzlerde.
Hep hezimet sığdı güne.
Hep vahim sağıldı sevinçlerden.
Değil mi ki münferit düşürüldü insan kalaba dizgesinden; vakti kıyamet emredildi
yönetmenin günlüğünde son diktatörden önce :
Öbür insan olmayacak!
Nafile!
Parmakla sayılacak kadar az kalsak da, tüm emri nihayetiniz nafile!
İşte buraya yazıyoruz:
Neferleri saygı kuşanmış bir savaşta, zarafetin hakimiyeti kaçınılmazdır :
Öbür insan olacak!
Mart 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
UFAK BİR EKLEKTİK TÜMCELER MUHABBETİ
Ben haricim bu muhtevadan!
Çünkü ben hiç demokrasi oturmadım baştandır yürüyorum sona.
Kumdan binalara da hiç kızmıyorum üstelik!
Müsamere şahadet kelimelerde. Eğlencelik bir kıyamet.
Dar açıdan bir nû pencerede. Vakti şaşırmış bir horoz seranatta; kesilmese bari.
Sermayesi japon yapıştırır bir amerikan yardımı avrupaî kontrat ceplerde, nüfusa
kayıt örneği teşkil ediyor kasa defterinde zahir.
Teftiş bahçesinde çilingir çayı demleyen müteahhit çatıya bayrak çekmeyi ihmal
etmiyor, kefensiz dansetmeyi edepsizlik saymazlar artık yasa gereği?
Bir uzun yolculuktu trensiz raylarda yürümek. Öyküsü taş atan çocuklarda kırık.
Kekik kokulu filmlerde arka plan bile etmez bir çalakalem yaşamak, kime
kısmet?... Şöhreti namuslu ekran spotlarından bir nesil yetişiyor kabahati
kimsesiz.
Hiç değilse, porno, bir ahlaktır gerçeklikte!
Menzile erişmek hücûmu yeni bir şevk çizdirir mi haritalara, orasını bilemem
ama, silinecek çok marş var daha keşfi kıtasından bir işgâlin cephe arkasında.
Borazancıbaşı mazi olmasaydı keşke; herhalde mızrak dikerdi seciyesine dünlü
tarihçilerin, bir kertede!...
Ayaklarını kime güzellettirdin kız? Fetişist mi sallayacaksın inadına? Muğlak
kalma elâleme!
Heyhat! Konulara vesile birçok konu.
Ben haricim bu muhtevadan!
Çünkü ben hiç demokrasi oturmadım baştandır yürüyorum sona.
Haysiyet kanıyorum sümkürdükçe!
Üstünüze afiyet!
Nisan 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
MAYISIN BİRİNDE...
Hep hırçın durmuştur çiçek kendinden bir öncekine, siz ölüsünüz, içine düştüm
yaşatılmadıklarınızın, nasıl da güzelmiş mayısın birinden sonra ömrünüzden
vurulanlar, üzgünüm!
Üzgünüm, bir tarih işaretlendiği için ölümünüze, öyle yol ortasında bırakılıp!..
Lâkin mayısın birinde..
Mayısın birinde amerika madendir, iner aşağılara en güzel çocuklar için kömür
tozlarından düş yaparak, hiç olmadığı kadar sevimli ve asil...
Mayısın birinde su taşır kirine dünyanın volga nehrinden potemkin, hiç olmadığı
kadar berrak ve ışıltılı...
Mayısın birinde şeker kamışlarını tatlandırır toprak ve pirinçleri aşkla besler
asya rüzgarları, hiç olmadığı kadar doymuş ve sakin.
Mayısın birinde küba şarkıları yıldızlanır alınlarına çocukların, hiç olmadığı
kadar yakın ve muhteşem.
Mayısın birinde büyünür.
Mayısın birinde kucak açar bahtiyarlık.
Mayısın birinde diğer günler hayıflanır kendi günlerinden!
Mayısın birinde şiir yazamaz şair, tutulur.
Lâkin mayısın birinde, üzgünüm, daha çok ölünür!
Mayıs 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
MUTLULUK, BİR KIZ ZARAFETİ ÖLÜM ve HERŞEY
Sevmek büyütüyorum senin için sabahlara kadar uyku taşlarımla, ola ki yarın
yalnızlık çekmeyesin en köşesinde yoksul zamanın!
Çünkü ölüme söz verdim mutluluk getireceğime dair yaşamdan.
Sana sarsılıyorum her canlı katlinde hıçkırıklarımı ritimleyerek. Şarkılarım
böyle çıkıyor ışıktan.
Çünkü ancak böyle sulanıyor çiçek ölümün çölünde.
Dalgın kuşlar pinekliyor omzumda göçlerden artakalmış, sahipleniyorum onları
senin avuçlarına.
Çünkü yaşamak telaşlanıyor ölüm bir kız zarafetine soyunmuşken.
Gözlerini ezberletiyorum bulutlara; çiçekler, otlar için haberin yokken senin.
Seni kokacaklar şehirlere.
Çünkü hiç eksilmeyecek vedalarda ölüm.
Birileri nişan alıyor beni şiir kenarında yürürken güneşten kollarına! Ne çok
dehşetleniyorlar aşktan!
Çünkü itibarsız bir ölüm onlarınki!...
Sevmek büyütüyorum senin için sabahlara kadar uyku taşlarımla, ola ki yarın
yalnızlık çekmeyesin en köşesinde yoksul zamanın!
Çünkü ölüme söz verdim mutluluk götüreceğime dair gözlerinden. Rahat ol!
Haziran 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
OKUMAK ÜSTÜNE SERPİŞTİRMELER
Bir felakettir okumakların topal çocukluğu, büyüdükçe uslanır!
Esas duruş idmanları kara tahta önünde fotoğrafa sığınır hatıra babından,
itaatkârdır.
Ne sevinçtir ; alkışlanır müsamerelerde kurtulmuş özgürlüklerinden esaret
karneleri, beraberinde aferinli teslimiyet ve hususî mezuniyet töreni.
Okumak tabelalar içindir mülkî erkân kurallarınca mülkiyetin temelinden.
Etikete tutkun bir eğitim çizelgesidir, ki menüler ezberletilir siparişlere
vesile ilişkiler silsilesinde.
Ruhu dünya kırılganlığında inak iner rüyasına ermiş okutmanların cilde sığmaz
dualarında, söyler bunu vaazcı ve sonu hep aminli bir okuma seansı sunar cemaate
her vakit ikna kitabından! Ve desturlar : Muhafaza sermayesi muhafazakardır, el
koymak olmaz!
Rakamlar yol göstericidir savaş sonrası ölü saymanlarının yaşamı
çentiklemesinde. Kazanmak kayıpların çarpımıdır ilkesi aile çekirdeğinde
çıtlanır ve tempolu ahlâk sırıtır her daim gazete manşetlerinde, ki köşe
süvarileri sancaklarının üstünde oturmaktadırlar her türlü tacize korunaklı.
Sabaha çökkün cılız aşıkların yelpazesinde, satır arasına sıkışmış bir zafiyet
çiseler, kendinden aşikâr. Şiir sanır, roman sanır, yaşam sanır bir tarih
kıskacında inler fuzulî, okunası çok satar eğitimi has zümreye.
Bilime zaten hiç uğramaz sapkın şatafatlı kıraat.
Haliyle böylebir okumaklar dizgesinde hiç korkulmaz ahaliden şimdilik.
Kim desin ki ; bu ne yaşatmaktır kendi dışına hep ölüm!
Sorun burada!?...
Abuk sabuk el değmemiş bir kalite hikayesi anlatmayın çocukluğuma, ben
okutulmam!
Temmuz 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
BİR SEVECEN ZAMAN HİKAYESİ
Hiç eskimiyor bulut. Yeni yağmur düşürüyor yüzüme hep, öyle böbürlenmeden.
Ağaç altındaki benim arkadaşım. Eski. Düşü dökülmüş ecelinden, uyumsuz artık,
oturur kös kös.
... / ...
Taze adımlarla dolaşıyordu iki arkadaş gece vardiyasında yaşamın. Şarkı
doluydular. Biri şakacıktan topaldı. Her türlüsüne sahipti diğeri yaşanacak
sevinçlerin. Kola girmiş kolla omuzluyorlardı birbirlerini. Daha sabaha çok
vardı.
Biri sordu şakacıktan topallayarak : Hangi ölüm korkutmaz seni, yani ölecek
olsan diyorum şimdi hemen şuracıkta?
Bir anlamı olsun da, dedi diğeri sevinçle kolunu sıkıştırarak arkadaşının,
farketmez kimliği; insansızın biri olarak kalmaktır bence yaşamakların en
felaketi!
Yağmur düştü yüzlerine. Beyaz bir bulut eşlik ediyordu onlara. Daha sabaha çok
vardı. Şakacıktan topallayan iyice yaslandı arkadaşının omzuna. Fısıldayarak,
insansızın biri olmak ha? dedi, gerçekten çok korkunç!...
... / ...
Seyir çizdi defter, yol ayırdı. Şarkısız kaldı biri.
... / ...
Bu gece vakti ağaç altında pinekleyen benim arkadaşım. Eski. Düşü dökülmüş
ecelinden, uyumsuz artık, oturur kös kös şakacıktan topallamamak için. Ne kol,
ne omuz...
... / ...
Yaş yürüdü ömrümden taze adımlarla. Hep yeni yağmur düştü yüzüme, öyle
böbürlenmeden.
Gördüm ki hiç eskimedi bulut.
Sabaha az kaldı.
İnsan çok. Öğrendim.
Zaman çökmez. Gerçek güzeldir bilgide.
Ağustos 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
ÇOCUKSUZ SALINCAKLAR BALADI
Korunak tılsımlarından itelenmiş mavi iklimler kıvranır gözümün önünde.
Ölüm şımarır suratıma savaş savaş, uzaksız bir şefkat bile gösteremem uçurtmasız
gökyüzüne.
Çocuk ölür. Ben kalırım. Kolay mı?
Sonra çocuksuz bir salıncak olurum kendime.
Çaresizlik cürümdür hiç inkârsız.
Hadi küçük cesetlere yakışan bir bayrak varsa göndere ülkelendirin de mutlansın
aymazlık, ben bulamadım!
Ah! Avcumdaki beyaz acı masum bir güvercininin böğründe yatar, sıkamam, nasıl da
küçük uyur!
Bir açıklaması olmalı ve ben susmalıyım vahşetin hakimiyetine :
Bir çocuk kurşun emzikle ölür geceleri, hiç doymaz. Bu mu?
Bir çocuk büyümesiz kalır inancında tanrının, hep küçülür. Bu mu?
Bir çocuk kelimeden geri döner ve kaybeder kan bulutunda anneyi. Bu mu?
Değilse, ne? Hani kral! Hani surat! Hani meşale!
Ey cibilliyetsiz uygarlık mevsimi!
Ayaklarına saklambaç yap da görelim hadi kolaysa tüm yanıtlardan, ben inanmadım!
Eylül 2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
BİLUMUM ŞEYLER ÜZERİNE
TÜMCELEMELER
2. Bölüm
I
Kediye küfreden farenin dostu sayılmaz, kapılma.
II
Sözünü sakınırken ellerin yakarıda olmalı; dua külbastı.
III
Yalanın inine davet edilen ayı kış uykusuna yatmaz; tercihen beyaz ayda ölür.
IV
Güneşin sokaktaki gölgesi gökdeleni şımartmasın, ağaç serinlik verir.
V
Aşk, sevişme öncesi sefilliğidir.
VI
Hayıflanan çiçek, rengine zayıf kalır.
VII
Onur hiçbir hazırlık gerektirmez: vardır.
VIII
Tene tümleçse düş, işte, sevgidir.
IX
Zekilerin çirkin kabullenilişi bir tarzın ifadesidir: Yitik benlik.
X
Konuşma ve yazma yetisinden mahrum bir faraziye-tanrı acizliğiyle övünülemez.
XI
Sevinç, ancak ki uzaksız bir misafirse güzellik bulaştırır ellerine ve en
sevdiğin kokar dokundukça.
XII
Her canlının ruhunda bulunan fiziksel gülüş, "olmak" için zaman ve mekan kollar.
XIII
Sakinlik kediye ve çocuğa yakışmaz, tembellenir.
XIV
Huy ve bilinç barındığı bedenden hoşnutsa meymetlenir yüzde; güzele ayna duran
şahane'nin ifadesizliği bundandır çoğu kez.
XV
Din masalıdır cazip bir kıza cin olan; korkutmak ve etkilemek için saflığı.
XVI
Kendi yaşamında bir ters cambaz kaldırımda yürüyemez, ayakları şaşırır,
tökezler.
XVII
Kapının tüm hüznü artık gelmeyecek olan içindir, gidecek olan içinse sadece
mutluluk diler.
XVIII
Sözü eksik bir sevgide konuklanmaz ; yorgun olunsa dahi gidilmeli biran önce.
XIX
Göz rengine ay yapıştığında güzelleşir bakış; ki bu sana bakanla ilgilidir
tümüyle.
XX
Üzünç karşılaşmalarında kısa gövdelerin yalnızlığı el uzatamaz dostluğa;
kırılgandır.
XXI
Varken duruyordu karşımda görkemle ve ben seviniyordum, Şimdi yokken durmuyor.
Bir ölü tanıdık gibi hüznün rüyasında uykulu geçmiş sanki!
XXII
Salıncaksız parkın neşeli çocukları ; "savaş huzur getirecek" diye buyurdu
tanrınız size! "Ölüme amin suresi"ni okuyarak selamlayın yüce acınızı, hep
birlikte... Gerideki haylaz çocuklar masal için oynamayı sürdürüyorlar
sokaklarda yara bere içinde kalsalar da hep bir umut...
XXIII
Ben, çokların içinde "sen" oldum, öyle kimsesiz değiliz biz!
XXIV
Saatin sessizliğini boz; seviş zamanla!
XXV
Çok sonraları alışılmış bir sadakat oldu isyan ve kimse inanmadı bir daha suçun
azizliğine!
XXVI
Sözün eylemidir bilgelik. Her ağza yakışmaz.
XXVII
Huzursuz bir hiç kalındığında eskiye inanmak yetmez, aynı zamanda düşe soyunmak
gereklidir.
XXVIII
Unutulmuş bir adresin ziyaretçisi olmak heyecan vericidir, bir o kadar da
mutluluk!...
XXIX
Sessiz bir söyleşide kazanılan bilginin değerine paha biçilemez!
XXX
Yalnız kal ama asla erdemsiz yaşlanma!
Ekim, Kasım, Aralık, Ocak 2005
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
"GECE KUŞU"
3. Bölüm
"GECE KUŞU"
Evet! Bizler hala ortalıklarda dolaşıyoruz! Sözsel varoluş kerametlerinize inat,
buraya da geldik; sanatın eylem yörüngesinde ahkam kesmek için!...
Çünkü "bitti" sözcüğü "başladı"nın kendisidir ve "gelecek" yerli yerinde
duruyor! Yok olan yalnızca süslü ihanetin cılız serüvenleridir!
"Gece Kuşu" nun sendelemesine sevinen sizler, göreceksiniz ki, o, yeniden uçmayı
becerecektir!
Ocak'2002
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
KİM!....
kim, benim, senin ve onun yok oluşu üstüne duruyor ayakta! VE bir hiç için bizi
hiçe sayıyor! VE sonra da eceliyle ölüyor. duruyoruz.
kim, doğanın şımarttığı çocuklardan tiksiniyor! VE kendi çocuklarına payeler
veriyor. duruyoruz.
kim, habire konuşuyor. VE yazıyor. VE çiziyor. VE söylüyor. VE neyse ki, diyor,
anlamsız! duruyoruz.
kim, birarada yaşamak'ı kötülüğün illeti vaazına dönüştürüyor. VE ördüğü ibadet
duvarlarına kendi cılız posterlerini yapıştırıyor. duruyoruz.
kim, ağaçların gereksizliğini alevlere inandırıyor. VE kupkuru bir toprak için
mutluluk şarkıları besteletiyor şarlatanlarına! duruyoruz.
kim, bir böceğin binbir muhteşem gizeminden kötücül ve çirkin düşler çıkararak
çocukların uykularına saldırıyor. VE karabasanlar büyütüyor sabahlara.
duruyoruz.
kim, öldürülmeyi yaşamaktan önce şart koşuyor. VE cinayeti mukaddes ilan ediyor.
duruyoruz.
kim, kim oluyor da duruyoruz?!
Mart'2002
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
SANSÜRSÜZ...
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir! Siz daha öldürün! Öldürün daha, o
kadar çok öldürün, dallarını kupkuru kılın yaşamın ve sevinin becerilerinize,
keyifle seyredin manzaranızı!
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir! Siz uykusunu bombalayın bir canlının,
yemeğini, kahkahasını, sevişmesini, yürümesini ve övünün becerilerinizle,
keyifle seyredin manzaranızı!
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir! Siz zulümleri yakıştırın mevsimlere,
kırmızı yağdırın karı, yağmuru ve çiçekleri renksizleştirin alelacele, ne olur
ne olmaz ve keyifle seyredin manzaranızı!
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir! Siz genç dokunuşlara lavlar
püskürtün, yakın diri bedenleri gerilmişken tam şehvetin kucağında,
kömürleştirin aşkları ve keyifle seyredin manzaranızı!
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir! Siz cenazeleri allayıp pullayın,
sökün ağaçları anıtlar dikin, mezarlık şehirler inşa edin hep sürekli,
korkuluklarla koruyun maneviyatınızı ve marşlar söyleyin keyifle seyrederken
manzaranızı!
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir! Siz sakın ola ki demir parmaklıklarda
sarmaşıklara bile tahammül etmeyin, bir kara bertaraf kurarak keyifle seyredin
manzaranızı!
Bizim manzaralarımızda ağaçlar da sevişir!
Size rağmen!
Mayıs'2002
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
SÖZÜN GÜCÜ
Diyorsunuz ki; Sıfır nolu gri kapıdan içeri girin, barınağınız odur sizin!
Duvarlara mavi pencereler çizmenizde hiç bir sakınca yoktur ve hatta pencere
pervazına bir güvercin bile kondurabilirsiniz!
Diyoruz ki; Kristal aynadan daha yeğdir yıkık duvarın görkemi!
Diyorsunuz ki; Zevkine erişmek için yaşamın, önce ölmeniz gerekmektedir.
Fanisiniz yani!
Diyoruz ki; Aşkı bedenleştirmekten geçer var olmanın gizemi!
Diyorsunuz ki; Uçurtma kağıttandır, bir de bir kaç ince çıta. Düşleriniz sert
bir rüzgarla parçalanıp, düşecektir.
Diyoruz ki; Dağ, kendi yüksekliğine şaşmaz!
Diyorsunuz ki; Değişim neyi değiştirir, kayaları döven yine aynı dalgalar,
dövülen aynı kayalar değil midir?
Diyoruz ki; Uçuk bir yaz rengindedir söz, bugün kumların üzerinde gezinirken
yarına yapışkan!
Temmuz'2002
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
SAVAŞ KAPIYI ÇALMAZ
Demek ki, hiç kimse hiç bir zaman savaşın resmini yapamadı! Picasso bile...
Demek ki, hiç kimse hiç bir zaman savaşın dehşetini yazamadı! Borchert bile...
Demek ki, hiç kimse hiç bir zaman savaşın görüntüsünü veremedi! Hitler bile...
Demek ki, hiç kimse hiç bir zaman savaşı savaş olarak göremedi! Bugün bile...
Eğer bunlar yapılabilmiş olsaydı, bunlar yapılabilmiş olsaydı eğer, zaten hiç
savaş olmazdı.
Ama oldu, hep oldu.
Ve savaş yaşayanların yaşamında kaldı hep, hiç tarif edilemedi onun yüzü
yaşamayanlara!
Sonra yaşandı ve yaşayanlarda kaldı. Savaş bir geldi mi, bir daha hiç gitmez
çünkü, savaşı gören en son göz kapanana kadar gitmez.
Bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz, görmüyorsunuz değil mi? Savaş kapıyı hiç çalmaz
ve bir geldi mi gitmez bir daha, onu gören en son göz kapanana kadar, gitmez bir
kabus olur yaşamınızda!
Ocak'2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
MASUMLARIN KIYAMETİ
Sanıyor musunuz ki, bahanelerle katlini resmettiğiniz bu görüntü (ve daha
öncelerki) sizin geleceğinizi paha biçilmez bir tablo olarak sunacak uç zamana.
Aldanıyorsunuz. Hem de çok. Hem de alabildiğince aptalca!...
Söze gerek yok, değil fazla...
İğrençsiniz. Ve tarih, bir tek salisesini bile açmayacak yüzünüze.
Nerelere gideceksiniz ki yaşattığınız vahşetlerin onca yüküyle, kime ne
anlatacaksınız içinizdeki ölülerden başka ve ne yapacaksınız insan yüklenici
olduğunda yaşamı!
Hep bugün kalmayacak zaman! Ve dün öne geçerek mezarlarını açacak size!
Masal gerçek oldu, olacak ki, derler mi kıyamet!
Kime?!...
Mayıs'2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
SON ÖZGÜRLÜK
Düne sıcak bak! Vardı ve yaşandı iyi ve güzele düşman kuşatmalarda ilk çeyrek!
Basitlik kalkanı incedir, güvenme, insani tek duruş güneşe yöndür.
Şimdi değil bu esaretin salıncak oyunu. Sallanan, dünya! Çok önceden, taşın
şekillenmesinden bu yana öyle ölüm ölüm saldıran kurnaz cahilliğin lükslük
sendromu. Hep yaşattı kendine. Hep gördün. Hep aptal kaldın zulme sadık bir eş
gibi, çıkınında dualar ve tapınmalarla hala buradasın, karşımda ve duruyorsun,
öyle duruyorsun sadece.
Hiç ayrımında olmadan aşık olduğun sefalet çehre senin gözlerinde kırık bilyeler
gibi yerleşik bakarken, renkleri dağılmış bir yaşamı seçerek sevinmenin anlamı
ne, ah kendi bitişi olmamak adına varolmanın vatandaşı, ya yazıksız kal ya da
güç al sevgiden ve eşitlikten!
Son özgürlük şarkısı olabilir bu uzaktan gelen ilkel tınılar. Son ses verişi
olabilir insanlaşan canlının komün gününden. Bunu bil de, sonra ister yaşa,
ister yaşatma!?...
Temmuz'2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
DERS!
Siz ey, alkış krallığının neferliğine soyunanlar!
Bütün savaşların özeti ölümdür, bir de mülkiyetin zaferi... Hangi tarih aksini
ispat edebilir, ki biz yanılmış olabilelim!
Eylül'2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
AŞK ve IŞIK
Hiçbir kötülük, iyilik söylemini çirkinleştiremez. Çünkü aşk ve ışık var en
karanlık zulmünde bile geleceğin; kötümser dalgaların kumları olsanız da fark
etmez bu gerçeğe...
İnsan oldukça olacak olan kurtuluş, inançsızlık şarkılarında ses bulacak
kendine. Yeterlilik ve duruş, her zaman içinde olacak yarının.
El ele tutuşan güzellik bunu öğretti bize!
Kasım'2003
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
ZEBANÎ VE İNSAN
Kör bir yargıya çıkmış da zulmünden övünçlü salyasında savaş sopasıyla güzergâh
soytarısı, "tarihi ben çizeceğim", diyor, "suratlarınıza öyle kara kara ölümlerle,
hiç debelenmeyin!..".
Beyhude inanıyor buna zebanî, suskuya sabit gördü ya yüzyılında etleri,
çatallanıyor! Bilmiyor ki, onurun kemiğinden dikeliyor tomurcukta beslenen insan
kanı, erteki dirim günlerine!
Ocak'2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
NET'LER ve KEYF-Î MÜMİNLER DEVRİNE DAİR
LÂFAZANCA
Ses akıtıyor habire uzaydan birileri, dünya dar geldi ki herhalde kısmî bir
ahaliye, tercihen eylediler kendilerine yüksek bir mevki.
Niyetimiz hiç yokken alternatif sürçmeye dilimizi, yeter dedittirecek
rezilliklerle ihya ediyor edebiyatta sefiller beynimizi!
Demezler mi kendine heykel durana boy pos; ya kendinden sorumsuz bir ay ol
güneşe hırçın ya da bir son dem söndür yıldızını geçerek kara delikten genç ve
bıçkın .
Takipçisi kendinden yorgun bir şarkı ne memnun etsin dinleyeni, ağrısı başa
düşünce kaçıp gider biçare!
Tarafsız bir kalkanla kılıç ekibi şaklatmak tehlikelidir. Meydanı boş da
bulsanız biliniz ki ezelî düşmanınız pusudadır; estetik ve bilgi !
Her ne kadar tarifi mümkün bir masumlukla kültür dışkılasanız da varolma
yüzeyimize sinsi renklerle, mamafih, ebedî ve edebî galeyan soluyoruz
gözlerimizden, ensenizdeyiz!
Mart'2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
TEREDDÜTSÜZ
Kızgın bir süsle boyuyorlar yerin yüzünü kızılderililerden korkan bir dünle
vahşiler. Yine tüm hikayeleri masum kıta kaşifleri.
Bulutların hafifliğine kurşun püskürtüyorlar turnaların çizgisini kırarak
Frenkler. Yine tüm hikayeleri aristokrat spermin vezirliği.
Ve ölümü misafir ettiriyorlar yeryüzüne tüm zamanlarında sevilerin.
Olsun!
Tereddütsüz,
yine açık akşamlarda biz
gökyüzüne şarkılar serpeceğiz
tehditkâr çoğalmalarına karşın
ucubelerin!
Mayıs'2004
başa
dön
ürün
listesi
kütüphane
MEYMENET
Zaman zaman bir şeyler özlenir.
Bir ağaca dokunarak yaşamı hissetmek ve sonra dibine çöküp, sırtını yaslayarak
onunla bütünleşmek gibi bir özlem olabilir bu mesela. Ve ayağının dibinde
gözlerini sana dikmiş bir kertenkelenin meraklı bakışını "ilk görmenin" zevkini
anımsatan bir özlem de olabilir.
Ya da her zaman özlemi duyulan şeyler vardır.
Mesela, yolculuktur bu.
Senden izin istemeden çekip gitmiş ölü bir dosttur.
Denizi öpmektir.
Yalnız kalmış bir sestir dünün konuşmalarında.
Bir kedidir yazlık evlerin kışlığına bırakıp gittiğin ve sonra bir daha hiç
görüşemeyip, düşündükçe hüzünlendiğin ve geçmiş güne dönmek isteğindir onun
çıkarsız dostluğunda.
Yürümektir ayaklarına karasular ininceye kadar patikalarda.
Konuşmaktır boyuna kendi kendine ve ağlamaktır hiç sebepsiz hıçkıra hıçkıra.
Küçük bir uykuya yatmaktır rüyanın daveti üzerine ve buluşup aniden uyanmaktır
zil sesine ve kapı dışındaki muhteşem bekleyişle karşılaşmaktır.
Öyle çoktur ki bu herhangi özlemler dizgesi, yaşanmışlığa göre yüklenir ve alır
götürür bir bir ve sonra getirir hiç beklenmedik bir anda, seriverir önüne...
İşte, son günlerde bana da bir özlem çıka geldi, üç heceli bir sözcük bu,
minicik ve hafif ve öyle masum ki, nicedir söylemediğim bir ince tınılı sözcük ;
meymenet.
Neden, diye düşündüm, neden şimdi ve neden bunca zaman sonra?
Çünkü gazeteler, televizyonlar ve internet var... Fotoğrafların, demeçlerin,
görüntülerin ve yazıların şaşkın yüzü. Meymenetsiz bir tebessümün sunuluşu tam
karşımda, gözlerime bakıyor!
Çünkü sokaklar, mahalleler ve şehirler var... Yalnızlık ve korkunun adresleri.
Meymenetsiz taşların kaykılışı tam karşımda, ayaklarıma bakıyor!
Çünkü evler var... Kelepir yaşamakların barınağı. Meymenetsiz pencerelerin lüks
perdeleri tam karşımda, giysilerime bakıyor!
Çünkü ülkeler var... Kendini kurtarmakların telaşı içinde olmaktan mutlu
halklarıyla. Meymenetsiz renkli bezlerin istilası tam karşımda, onuruma bakıyor!
Çünkü insanlar ve gölgeleri var... Utancın izdüşümü. Utanmasız silikler zümresi.
Meymenetsiz suratlarıyla sırıtarak duruyorlar tam karşımda, bana bakıyorlar!
Ve ben, tam bu anda, özlediğim bir sözcüğü fısıldıyorum iyi insan kabilelerinin
tarihinden kendi tarihime ; meymenet.
Ve hiç gecikmeden geliyor o, yüzündeki ışıkla yapışıyor tenime ve yeniliyor
beni, öylesine ihtiyacım vardı ki buna cümbüşünde çoğalırken bedenim. Öylesine
hafif ve öylesine karşı koyucu bir güç aşılıyor ki bana bu güzellik, insana
yakışıyorum usulca.
Siz de hissetmelisiniz bunu, en kısa zamanda, daha fazla yıpranmadan,
yıpratılmadan, mutlaka hissetmelisiniz.
Nasıl mı?
Siz son zamanlarda hangi kitapları okudunuz sahi! Hani "insan" tarihine sahip
çıkanlardan diyorum, hangilerini!?...
Şubat 2003