NİBAYA SORUŞTURMASI

 

"sıradan bir ilaha"

SERENAT

1994 - 2003 BURDUR / ANTALYA





BÖLÜMLER

SORGULAMA ODASI
NİBAYA İLE İLK KARŞILAŞMA
NİBAYA'YA MERHABA
O ZAMANLAR NİBAYA
VE ŞİMDİ SEN NİBAYA
ONLARIN GÖZÜNDE NİBAYA
VE GİDİŞİYLE NİBAYA'NIN YARATTIĞI BEN
NİBAYA'NIN KUSURU
NİBAYA UĞRUNA
HERKESİN NİBAYA'SI
NİBAYA DEĞİŞİR Mİ ARTIK?
VE ŞİMDİ NİBAYA'SIZ
NİBAYA'YA RAĞMEN ZOR SEÇİM
NİBAYA'YA SON SESLENİŞ VE ELVEDA
SONSÖZ
VE TEKRAR SORGULAMA ODASI





SORGULAMA ODASI

Işıkların altında bir genç sorgulamadadır. Çevresinde iki sorgu görevlisi vardır. Birinci Sorgu Memuru arkadaşına yönelerek konuşur:

- İşte uzunca bir süredir aradığımız adamlardan biri de bu!

- O kitabı yazan bu, ha!

Genç adam sorgulamanın uzamaması için araya girer ve cevap verir:

“ Evet, benim.”

- Nedir lan bu Nibaya?

“ Bir kadın!” diye yanıtlar genç adam.

- Nasıl bir kadın? Kimdir bu?

“Yazının içinde belirtmiştim.” der genç adam.

- Bir daha anlat. Anlat ki anlaşalım. Bir şifre mi bu? Gizli bir örgüt veya gizli

bir ideoloji midir, bu Nibaya?

- Bir kadın demiştin biraz önce!

“Evet, bir kadın...” dedikten sonra susar genç adam.

- Geçen bulunan ölü kadın olmasın bu?

- Bunu hiç düşünmemiştim. Pekala bu kadının katili de olabilirsin sen!

“Ben? Bir katil ha!” şaşkınlığını gizleyemez genç adam.

- Evet, bir katil.

“Doğru! Bir katil! Herkes bir katil olabilir aslında... Ama Nibaya asla!” diye

savunma mekanizması anında refleks verir genç adamın.

- Bu bir itiraf mı, yani?

- Sen eline al ve oku bunları... Görüşürüz sonra cinayeti.

Sorgu memurlarından ışığın gerisinde karanlıkta kalan ön tarafa çıktığında çok

güzel yüzlü bir erkek olduğu anlaşılır. Onun yüzündeki temizliği ve yaptığı işe hiç yakışmadığını düşünen genç adam bir an için irkilir ve dudaklarından birkaç kelime dökülür....

“ Sen artık her şey olabilirsin Nibaya! Ben ya da biz de her şey olabiliriz. Hatta sen de onlar için var olabilirsin!”

- Ne diyorsun kendi kendine?

“ Eğer ışığı sürekli gözüme tutmazsanız, daha rahat okuyabilirim.” diye

kaçamak bir cevap verir genç adam.

- Şair misin sen?

- Bence sen bir komedyensin. Şu an çok komik görünüyorsun.

- Aynı zamanda bir katil olabileceğini unutma!

“Oturarak mı okuyayım?” diye sorar genç adam.

- Sonuçta bunlardan bir çoğunun kellesi gidecek. Üstelik bunların

bilgisayarlarına sallayacaksın virüsü. Daha yayınlanamadan yok edeceksin her şeylerini. Sen kendini rahat hisset ve istediğin gibi oku.

- Ancak sorgulamada okuyabildiğine göre genç adam, sen daha başlangıçta

kaybetmişsin.

Genç adam dosyasını açar ve başlar okumaya...



“Bugün hayatımın en heyecanlı günlerinden biri.

Onu göreceğim.

Hayallerimi ve ideallerimi besleyen ilahımızı göreceğim.

Biliyorum, heyecanlanmamam gerekiyor

diye düşünüyordum.

Yaşadığım yer bir siteydi.

Uğruna her şeyi yapmayı göze alan binlerce

gencin hayran olduğu bir ilaha ben de hayrandım.

Güzelliğiyle baş döndürürken o, özelliğinin ne olduğunu umursamıyordu hiç kimse.

Bu hayranlardan bir tanesi olan ben, ki aynı zamanda elinizdeki

bu serenadın yazarıyım; bu ilaha en içten duygularla bağlanmıştım.

Bir gün birileri, bu ilaha kızıverip onu siteden göndermek istediler.

Bu ‘birileri’ bu serenatta ele alınmaya değmeyecek kadar çok

ve ağza alınamayacak kadar güçlüydüler.

Sadece bu öykü üzerine kuruluyor bu serenat.

Ve ben, başlangıçta soramadığım

soruların cevabını bulmaya çalışıyorum...

bölüm başlıklarına git




NİBAYA İLE İLK KARŞILAŞMA

Hep beklerdik güzel şeylere çağrılmayı

Bir beklenti içinde hep çağrılar beklerdik.

Çağrı bir beklentiydi, en acı dönüşümüyle bir gelenek...

Kimi zaman aşka çağırır

Kimi zaman teslimiyete

Nihayetinde hep kendine çağırır.

Bu çağrılarda ne kuş sesleriydi beni çeken

Ne çağrılara eşlik eden bir denizin huzurlu dalgaları

Bu çağrılarda ne kendimi aradığım doğadaki yeşilin hışırtılarıydı

Ne de çağrılara bezenmiş çocuk gülüşmeleri ve haykırışları

O kendi halinde, dokunulası güzelliğiyle içten içe gülümsüyordu

Kendi düşlerinde gezinirken belli değildi ki acıları düşünebileceği

Her haliyle yaşamaya davet ediyordu

Merdivenlerin en üst basamağına oturmuş

Sessiz ezik bir kontesti.

Anlaşılması zor çağrısı gülümsemeydi

Umudu hissettim önce;

Bir anda arzuyu hissettim;

Birlikte çırılçıplaklığa göçmek istedim

Sonra....

Yaşamı keşfim bir kez daha başladı.



Tutkumun aşktan da öte olduğunu düşünüyordum.

En bozulmamış duygularımla yaşıyordum hayranlığımı.

Kusursuzluğa, ulaşılmaza olan tutkularla karışmış; bozulmamış duygu yoğunluğunu yaşıyordum.

Kendimi ölümle dahi durdurulamayacak bir savaşçı gibi görüyordum kimi zamanlar...

Uğruna herkesle savaşa çıkmış bir savaşçı.

Aşkım ise tek yönlü her aşkın çelişkisini taşıyordu.

Kendi dışında, sadece seveninin yüklediği özel anlamlar ve mesajlarla bezenmiş ulaşılmazlıkta aşkı yaşıyordum.

bölüm başlıklarına git




NİBAYA'YA MERHABA

Nibaya

Perilere inanmazdım oysa

Sense özlenen günler perisiydin, ne garip!

Nibaya

Yaşayamadığım anlarımdan bir esintisin hep

Anılar! Boynumuzda taşıdığımız hayattan ağır bir kolye...

Unutsam yok olacaksınız.

Nibaya

Yiğit bir gönüldü benimki

Her sıkıştığında kaçanları kabullenecek gibi...

Farklı rüzgarları kırılsa kesecek gibi...

Acıya, özleme ömürler biçecek gibi...

Ve uğruna çekilmez acıları göze alacak gibi...

Yiğit bir gönüldü benimki

Seni sevmeyi seçecek gibi...

Sen sevdiğimdin

Ne çok ve en çok sevdiğim...

Sevmeyi kabullenen herkes gibi

Ayrılıklara artık hazırdım Nibaya...

Sende ve sensiz tek zor dileğim:

Her şeyle ve her şeye, korkusuzca bir merhaba sunabilmek Nibaya...

Her şeyin üzerinde, her şeye rağmen sana gülümseyerek,

Yeniden aynı yöne dönmeyi deneyerek,

Tatlı bir bahar rüzgarını bekler gibi,

Birlikte ve içten bir şekilde yine bir şeyleri fısıldayabilmek,

Bu ayrıcalığı sadece ve sadece seninle hissedebilmek...

Onurluca ve bütün bilgilerin karmaşasında sana MERHABA diyebilmek...

M E R H A B A Nibaya!



Her rüyanın bir uyanışı vardır.

Gözüm açık yaşadığım renkli rüyamın en derin yerinde coşkumu sorgusuz yaşıyordum.

Rüyadan silkinip uyanmak ne keyifsizdir ve kurtulmak ne kolay.

Sadece istemek yeterlidir.

Bazen de istemezsiniz, rüyanız bitsin...

Beklersiniz, bitecekse de ille kendisi bitsin...

Bittiğinde duyulmaz bir çığlığı yükselir üzüntünün.

Hiç kimseler duymaz.

bölüm başlıklarına git




O ZAMANLAR NİBAYA

Nibaya...

Ne çok ilah ve ne çok kahraman vardı!

Kitaplar hep ilahlardan ve kahramanlardan söz ediyorlar.

Masallar mı farklı

İçimizden geçenler mi?

İllallah demedik ki hala ilahlara?

Bir ilah da bize gerekiyordu ki sen çıktın...

Hemen de kapılman gerekiyordu kendi rüzgarına; ve de kapıldın...

Sen ki dokunulamaz ve asla unutulmazlardandın...

Ne soğuk bir rüzgardır unutulmak

Nasıl da titretir insanı yalnızlıklarda?

Gerçekte istediğin neydi, bilemem.

Doğrusu ben kendimi ön koşulsuz kaptırmıştım sana.

Ne tatlı bir sersemliktir bilsen kapılmak sana,

Düşünmeden, anlamadan kendini bırakmak

Ve o binlerce insan arasında kaybolmuş sana doğru yol alırken,

Kalabalıklar arasında yalnızlığa boğulmak..

Asla eline dahi dokunamayacağımı sanırdım...

Seni ilahlaştıran parçacıklardan biri olduğumun farkına varmadan,

Sadece sana ulaşabilmek için uğruna esen rüzgara karışıp, sonra yok olmayı düşlerdim.

Seni yeryüzünde ayakları yere değmiş biri gibi betimlemeye kim cesaret edebilirdi ki benim korku tanımaz gözlerimde...

Sen saf ve temiz

Sen uğruna ölümü bile güzel kılandın

Sen ilahımızdın...

İlahtın

Ölmek birileri için de olsa

Ne acıdır Nibaya

Ölmeyi önerdiler bize.

Uğruna ölmeyi öğrettiler.

İçimde can sıkıcı isyanlarla hep acılar hissettim.

Karşı gelemezdim, zayıflık de istersen

Korkaklık... Onu hiç sorgulatmadın

Ben daha sensiz olmamıştım ki!



Gerçekte bazen ben de tanışıp tanışmadığımı bilmiyorum.

Bu bir yosma mı, yoksa siyasi bir lider mi, bir dünya güzeli mi

veya kitapların arasından sıyrılmaya çalışan bir güç müydü?

Bunu anlamakta zorlanıyordum.

Bir genç kız olduğuna emindim.

Anlayamamış olsam da, ilahlaşan her şeyin sonuçta, basit bir dokunulmaz obje haline geldiğini sezebiliyordum.

Başkaları tarafından her an biçimlendirilebilirdi bir obje.

Her an yükseltilir veya yok edilebilirdi.

İlahi giysiden sıyrılmış çıplaklığı içinde ne olduğu ancak anlaşılabilen çırılçıplak bir objeydi bütün ilahlar.

Söz konusu bir kadınsa veya bir erkekse, sadece anıları değil,

insanın içinde renkten renge giren, sönmesi zaman isteyen bir ateş haline dönebilirdi.

Söz konusu olan, ilah ve kahramana hangi giysinin yakıştırıldığıydı artık.

Dininizin, cinsiyetinizin ve milliyetinizin hiç önemi yoktu.

Bir gün yarattığınız ilahınız, ne gariptir ki kişiliğinizi yöneten güçlerden biri olur.

bölüm başlıklarına git




VE ŞİMDİ SEN NİBAYA

Ve şimdi sen Nibaya

Kim bilir kimlerlesin?

Bulutlara uzansam da sana ulaşamam sanırdım, bilmezsin

ve ben...

ben şimdi kalabalıksız yapayalnız

yine beynimde sen

yine yeni arayışlardayım

Korkarım belki evli ve eminim sıradan birisin

Ben sana dokunmaktan bile korkardım

Umarım, herkesin olmayı kabul etmekle böylesi sıradanlığı kabullenmezsin

ve ben...

ben hiçbir zaman

kendi dışında ben değildim

rahatsız etmezdi sıradanlık asla beni

Çoktan unutmuşsun demek

Gücünü, efsaneni, etkini

Ne kadar acı ki bu kadar çabuk

Çoktan unutmuşsundur eminim

Ortak olan her şeyi

Düşler ve özlemlerimizi

Biz diye büyüyen aşkı yani

ve ben...

sadece aşkla yaşayanlardandım

masum,sessiz ve romantik

mümkün değil sanırdım elbet mümkün değil

yok olmadıkça beden

yok etmek varolan bir aşkı

hele gönül onlarca yorgun maceralardan geçmişken

böylesine masum böylesine çelişkili

Bir çocuk vardır kucağında belki!

Her şey yakışır ya sana.

Ama ne olur söyleme

Bu çocuk ilk ürettiğim şey deme

ben...

sadece vermek sanırdım aşkı

almak

sonuçta ortaya çıkacak bir meyve sanırdım

Sen şanslısın Nibaya

Sevilmenin, öfkenin, tepkilerin, ihanetin her türlüsünü gören sen

Şanslısındır her zaman

Her şeye rağmen seni sevecek biri ille de var, ille de vardır

mesela ben...

ve ben...

Belli ki, yaşamımın o döneminde artık çok fazla

ve çelişkili özellikler yüklüyordum kahramanıma.

Yakıştırmalar hep özneldir, bu yüzden yakıştırmadır adı.

Herkes ayrı bir dünya yaşatır içinde, kahramana kalan

sadece o dünyada kesişmeler bulmak ve rolünü oynamaktır.

Çevremizdeki bütün kahramanlar gibi...

Uyanık, şanslı, güzel ilah, mafya...

En gülüncü oylarla yaratılan kahramanlar değil mi?

Adı konmuş bir sürede siz yaratırsınız, onlar hükmeder.

Ne gülünç bir kader!

bölüm başlıklarına git




ONLARIN GÖZÜNDE NİBAYA

Yasakladılar

Sadece kendilerine ait övgüler istiyorlardı.

Komik

Ve ayni ölçüde korkunç

Övgüleri yasakladılar Nibaya

Yasakladılar

Sonra seni sevmeyi de yasakladılar

Geldiler.

Boyanmışlardı

Çirkinlikleri çok katlı astarların altından görünüyordu.

Gerçekte çirkinlikte ne güzel bir sevimlilik vardır.

Kendisini unutturmaz asla.

Yerini kimseye vermez.

İçteki gizli güzellikler hep gülümser.

Ama ben hiçbir şekilde sevemedim onları Nibaya.

Herkesten kendilerini sevmelerini istediler.

Korkudan seni sevdim demek ne korkunç bir şeydir.

Seni kaybetmekten de korkunç Nibaya.

 

Gözlerinde ürkme vardı.

Parçalanmış yürekler korku nedir, bilmezler.

Ve isyanı o anda seçtim.

Saygınlık böylece başlardı onunla.

Sevmek meydan okumak olurdu.

Ben sana teslimiyeti seçtim, bir biçimde teslimiyet ne acı.

Tüm diğer yüz binler kadar, tutsaklığında benim de bu yüzden payım vardı.

Evet, evet ne acı!

Kendi gücüme inanmamıştım henüz...

İlk yasaklanmış güzeller güzelimizdin böylece.

Yasaklanmış olsa da bir güzelliğe sahip olmak ne demek?

Ve ne hüzünlüdür sıradanlığı kabullenmek

Sıradanlık içinde gelecekti gelecek.

Yeni bir sen için, sana rağmen ve zoraki ilahlar ile yaşanacaktı.

Sen kabul ettin.

Seni hep seviyorum diyerek çevreni saranların seni bir anda terk etmelerini.

Sen gerçekte, isyanı seçen sessiz başkaldırıları fark etmedin

Sen güzelliğinle sarhoş.

Terkedilmişlikle güçsüz ve doğuma kırılan bir kabuktun artık

Onlar biliyorlardı.

Sevgiden başka bir şey değildi gücümüz

Sana hayrandı bencillikler ve pay alma hırslarıydı yoğunluklar

Sevgilerden sade bir sevgi

Salt saflık içinde masum değildik

Sen herkesin sevgilisi

Açıklamalar ve izahlarla yaşatılıyordu mahkumiyeti kabul görmüş masumiyet.

Birilerinin eli her zaman ve hep boştu

Ben tüm küçük kalplerde sevgiyle dünya tanımlayanlar gibiydim artık...

Hayata patlamayı bir daha başarana kadarki yenik tüm sessizler gibi...

Sen sevdiğim ve var olma nedenim...

Kabullenişinle değişme nedenimdin artık.

Kendimi affettirmekten öte, kendimi affedebilmem gerek.

Onların gözünde, ele avuca sığmaz isyan değil sıradan uslu bir simgeydin artık.

Bendeki Nibaya'm, sen beni affedebilir miydin?”



Sonunda, her şeyden kendimi arındırıp, kendi başıma kalabildim.

Beni harekete geçirecek gücün dışımda değil;

içimde bulmam gerektiğini kavramam çok zaman almadı.

İlk adımda yalnız kalmayı ve kabullenmeyi öğrendim.

Önceleri çok zayıf ve güçsüz hissediyordum kendimi.

Sarılacağım hiçbir dışsal değer yoktu sanki.

Zamanla kendi içinde güçlenmem gerektiğini öğrendim.

Sonrasında, kendime sunulan diğer tüm dışsal değerleri değerlendirebildim.

 bölüm başlıklarına git




VE GİDİŞİYLE NİBAYA'NIN YARATTIĞI BEN

*Öncesi*

-Her normlarda sıradan örnek insan !

“Ben de bunlardan biri olmalıydım.”

-Herkesten kabul görmeli ve her şeyi kabullenmeli!

“Evet derdim, kırılmazdı insanlar, ben evet derdim”

-Uyumlu olmalı insan; tüm değerleri kabullenmeli!

“Uyumluluğu kabul ederdim.”

-Örnek almalı insan, örnek kahramanları!

“Sıradan ve örnek alan ideal bir örnektim yani.”

*Onunla birlikteyken*

Mutsuzluk ve acıyla onunla tanıştım.

Sevgiye muhtaçtı kahramanımız; güçsüzlüğü tanıdım.

Baş kaldırmayı yaşadım başkaları adına,

Aşk yine de geldi

Yok sayılmanın korkunç dalgalarında ürkek,

Çırpınırdık yapayalnız kalabalıklarımızda

Doğması gereken bir "ben" vardı berelerimizde.

Ancak kendi ellerimizdi yaratacak

Sahipsiz değildi; doğdu ve büyüttük

*Sonrası*

Anladım ki değişmez yıkımların adıydı "uyum"

Kendi uyumsuzluğumda yeniden doğdum.



Kendimi sorgulamayı öğrenmiştim.

Soru sormaya başladıktan sonrası çok hızlı bir süreçti.

Anlamak ve sorgulamak.

İlk önce tam çözülememiş olsalar da, sezmek ve anlamak başlar.

Sonrası sonsuz soruların hoş bataklığıdır.

bölüm başlıklarına git




NİBAYA'NIN KUSURU

Sahiplenmek sıradandır Nibaya

Kabullenmek ne kolaydır ve de ne zevkli, değil mi?

Seni sahiplendiler

Sen ne kadar da mutluydun sana güç taşıyan hayranlıklarda

Oysa sana değildi artık bu sevgi

Sadece simgeydin artık Nibaya;

Kalabalık coşkular en büyük kusurdur algılamada

Ah Nibaya

Ben o zaman terk etmeliydim seni

Ben de onların arasındayken yani.

Seni yalnızlığında görmemeliydim,

Onurlu duruşun silinmezdi böylece asla zihnimde

Görmeliydin kendini Nibaya

Koşabilmeliydin, kaçmak onursuzluk değildir bazen

Kaçtığın sıradanlıksa ve oyuncak olmaya isyansa...

Sana ulaşmak ancak ayrıcalıkların ödülü olmalıydı oysa

Şimdi susmak gerek; acılara dayanmak.

Bir “onlar” vardı

“Onlar”sız salt sevgi ne zayıftı!

Bir “onlar” vardı

“Onlar”

Cazibeni tükettiler

Arzular tutkuydu artık

Ah Nibaya

Kaçıp kurtulabilseydin kusurlardan

Kusur günah değildir...



Sonunda, sorgulama sürecinin en korkunç aşamasına geldim;

soruları kendime yöneltiyordum.

O anda gördüklerimin korkunçluğunu,

ondan kurtulamadan anlayamamıştım ne yazık!

 bölüm başlıklarına git




NİBAYA UĞRUNA

Anlayamamıştım; kendi savaşın olmadıkça

Başkası adına kazanılacak hiçbir kutsal savaş yoktur

Hazırlanmış çıkarlar oyunun parçasıydın sen

Ben salt sevgisiyle romantik başkaldıranlardandım.

Beni hala tanımıyordun

Kaybedenlerden içinde sen de vardın

Ve de ben

Ben kazanmayı o an öğrendim

Bir yaprak düşerdi ağaçlardan

İnsanların düşebileceğini düşünemezdim asla

Senin düşüşünde acı çekebilmeyi öğrendim

Suratına çarpan rüzgarlar vardı

Gururundu konuşan hala...

Sadece “Okşanmak ne güzel!” diyordu.

Ben artık ağlayamıyordum



Sahiplenmek ve tutku.

Bu ikili, savaşlar tarihin hep biçim değiştirmiş iniş çıkışlarında çıkar karşımıza.

Ancak iz bırakanlar, inişlerinde kalıcı sesler yükseltir.

İşte tarihin sorgulanması, bu obje durumuna düşenlerin

duygularında, bastırdıkları seslerinde gizlidir.

Sesi tarihe uzananlar, ya eylemin sahipleri

ya da inadına sesi çıkabilenlerdir.

Tarih sayfasında güzellikler satır aralarında geçilir.

Güzelliğin geçici olduğunu bildiklerinden midir ki(!)?

Kavgalar kalıcıdır; güzellikler geçici.

Güzelliğin sahiplenilmeden yaşatılmasının olanaksız

veya tatsız olmasındandır belki.

bölüm başlıklarına git




HERKESİN NİBAYA'SI

Hayatta herkesin bir Nibaya'sı vardır

Bir de herkesin ortak bir Nibaya'sı

Herkesin olan Nibaya aslında hiç kimsenin değildir.

Benim ayrı Nibayam sendin

Üstelik herkesindin

Bu yüzden uykularım kaçtı



Her şeyden önce bir insan olduğumun farkına vardım.

Herkes gibi önce değiştirmek istemiştim;

sonra değişimin benim dışımda gerçekleşmesine bakarken hüzünlendim.

Nihayet sonunda kendimi değiştirmek istedim.

bölüm başlıklarına git




NİBAYA DEĞİŞİR Mİ ARTIK?

Uçup giden kuşların arkasından bakmaya korkarım

Göç mevsimleri geldiğinde hele

Beklemek zorundasındır yine dönüş mevsimini

Yaşamayı ertelemek gibidir beklemek

Gibi yaşamaktansa

Bakmam uçup gitsinler

Sadece çekerim acısını yokluğunun

Gibi yaşamaktansa

Bırakırım değişsinler

Değişmem o anın kuşları gibiydiler

Kanatlarının kendilerini götürdüğü yere gittiler.

Kuşlar, hani mevsimleri gelmişti, uçup gittiler

Kuşlar, mevsimleri gelmişti, niye geri gelmediler?



Kaybetmenin gelişim sürecini öğretir zaman.

İlk önce gerçekliğini kabullenmek zordur.

Sonraları ona uyum gösterme süreci başlar.

Kabullenmenin ardından bu süreç iki aşamalıdır.

Önce derinden bir acı sonra yavaşça kabulleniş;

insanı saran melankoli için işte o an, terk ediş anıdır.

bölüm başlıklarına git




VE ŞİMDİ NİBAYA'SIZ

Bir acı yaşamasızlık solunur senden sonra Nibaya!

Sensizlik yaşamasızlıktır çünkü

Şimdi sensiz de ben var olmaya alıştım.

Koşmuyorum belki geceleri senin için

Baş başa dinlediğimiz Leonard Cohen müzikleri de yok

Sabahı utanmasızca beklemek bitti

Büyüsü de bozuldu alttan seyredilişi yaratıcı güzelliğinin

Bir sıradanlık

Belki her zaman öyleydi

Yokluğunu kanıksadım artık

Kırık bir çemberi yuvarlamak gibi

Bir yerden takılıyor sopana

O anla gelen hayalinde bir güç var

Göz yaşlarımı hafifçe zorlar

Ama ben yine de ağlamam

Duymanı isterdim

Sensizliğin de bana güç verdiğini

Hala ulaşılabilecek bir hedefin varlığını hissederim yokluğunda

Çünkü sen vardın bir kere

Yaşamımda hissetim ya bir şekilde seni

Bir inançtan da öte bir şey bu

Yaşamanın hissedildiği bir kıpırtı bir coşku

Sensiz yaşamaya başlayan sıradanlık gibi



Büyük bir fırtınanın ardından bir anda yalnız kalırsınız.

Yenilmekle kişisel tarihinizi sorgulamaya başlarsınız.

Sessizlik çöker önce, kendinizi suçlu sanırsınız.

Sorguladıkça bastırılmış fırtınalar gün ışığına çıkar.

Fırtına asla sizin suçunuz değildir elbet;

ama önlem alabilir miydim diye sorarsınız kendinize.

Kabulleniş ve sessizlik o anda tek geçerli cevaptır.

bölüm başlıklarına git




NİBAYA'YA RAĞMEN ZOR SEÇİM

Geçmişi iki kez yaşadık

Biri bir dönemin adıydı

Diğeri anıların işgal edildiği alandı.

Sen bir dönemde var oluş biçimiydin önce

Sonra yeniden doğuşumla aşabilmem gereken bir güç gösterisi.

Her boyutunda sevdiğimdin lafın kısası

Ağlamamayı denemek ne zordur

Ağlamadığında da acı devam eder

Hep alınacak bir yol vardır

Hele bilemediğin anda nerelere gideceğini

Ah, ne tatlı bir boşluktur bilinmezliğin içindeki zenginlikler

Ben bu duygular içindeyken,

Sen teker teker terk edenleri izlemekteydin

Yeniden dönüşleri beklemekteydin...

Sonra birden sen de gidiverdin

Yalnızlığa asla dayanamazdın ki

Çiselerde saçların ıslanırdı

Ve hüzünlüydü tren raylarında gidenlerin yükselen sesleri

Yine de gülümserdin sen

Hiç beklemiyorum ama

Bir gün karşılaşırsak bir daha

Umarım yalnız gelirsin, sıyrılmış olarak kalabalıklar arasından

Ve ben seni hiç görmem.



Erdemlerin en büyüğüne ulaşmıştım artık.

Geçip gitmesi gerekenler gitmişti.

Kabullenmek ve hazır olmak gerekti geleceklere.

Hazır olmak ve kabullenmek...

bölüm başlıklarına git




NİBAYA'YA SON SESLENİŞ VE ELVEDA

bir çocukluk saflığındaydı sana ulaşmaya çalışmak

ama çocukluk değildi

aç bir kurdun haykırışıdır meydan okumak

ama saldırmak değil

duyguların en masumudur düşlemek

ama cezalandırıcı

her sesten kaçan bir kedi gibidir ilk yalnızlık

sonra çevik bacaklar üzerinde koşan bir özgürlük gibidir

bazıları içinse korkunç, herkesi kabullenmek için bir neden

benim içinse tanıdıktır;

yalnızlık aynasında tanımıştım hani, sen daha yanı başımdayken

Çocukluk bitmişti artık

Kolaydı seni unutabilmek

Yine yeni güzellere koşabilirdim

Nibaya olmazdı adı belki

Maya olabilirdi kim bilir

Bir ad gerekli midir sevgiliye verilecek?

Nibaya yada Maya

Maya yada Nibaya

Elveda

Ve merhaba

Yeniden başlayabilmek

Merhaba

Yaşamak ve yaşıyor olabilmek

Merhaba

Yaşarken sevebilmek

Farkında olmak merhaba

Yaşamanın farkında olabilmek

Ve başlayabilmek

Bir daha bir daha sevebilmek gücü merhaba

Yani elveda.....



Dönemi bitmiş bir ilah gitmişti, sonuçta.

Yaratmak gibi, yok etmek de çok kolaydı ilahları.

Aranan ilahlar, artık medyatik ve teknolojik bir pazarın elindeydi.

Bir günde yaratılan kurtarıcı liderler, paketlerde mutluluk formülleri, Hollywood kahramanları ve yaşam biçimleri ve birkaç dolarlık kutsal markalar gibi...

İlahlar artık Olympos’un dışında günlük yaşamın ta içindeydiler.

İlle de yeni ilahlar yaratmaktayız kendimize.

İçimizdeki ilahın hiç farkına varmadan.

bölüm başlıklarına git




SONSÖZ

Her çağ ve her günün ilahları

Artık sadece kutsal dağlarda ve saraylarda değilsiniz

Bir kitabın satır arasıdır bazen yeriniz

Bazen iki bacak arasına sarılmış evrenselleşmiş bir markadır adınız

Sokakta yürüyen bir kızdır, bazense podyumda...

Bazense bir cüzdanın kabarıklığıyla ölçülür ağırlığınız.

Nibaya, sen bir hayat türküsüydün...

Eminim bir yerlerde bir zamanlar ille de seni duymuş olanlar vardır.

Sen beni duyabiliyor musun Nibaya?

bölüm başlıklarına git




VE TEKRAR SORGULAMA ODASI

Işıkların altındaki genç adam sustu. Çevresindeki sorgu memurları mutlu bir ruh haliyle sırıtmaktaydılar. Bu sırıtma, genç adamın kendini kaybedenler içinde hissetmesine yetti. Yeniden yaşayacak gücün içinde olduğunu hissederek kendi kendine gülmeye başladı. Memurların sırıtması meraklı bakışlara dönüşürken, genç adam gülmesinin kahkahaya dönüşmesini engellemeye çalışıyordu. Bu arada memurun sesini duydu...

- Böylelerinin sorgulaması amma zor ha! Bırak kendi kendilerini

sorgulayıp dursunlar. Sesleri içlerinde kalsın. Bunlara bir daha burada okuma fırsatı vermemek lazım... Sonra virüs mirüs de bunları durduramaz lan, bir daha yazar bu başı bozuklar... En iyisi bunları hiç okumamak. Sonra ne olur, ne olmaz? Aman, hücrenin ve bizim ciddi ve ürkütücü havamız bozulmasın... Sahi o sesi sen de duydun mu?

- Bırak lan, ben bir saattir kendimi bastırıyorum, kulağıma gelen bu sesleri

duymamak için...

başa dön     ürün listesi    kütüphane