MEYMENET



Zaman zaman bir şeyler özlenir.

Bir ağaca dokunarak yaşamı hissetmek ve sonra dibine çöküp, sırtını yaslayarak onunla bütünleşmek gibi bir özlem olabilir bu mesela. Ve ayağının dibinde gözlerini sana dikmiş bir kertenkelenin meraklı bakışını "ilk görmenin" zevkini anımsatan bir özlem de olabilir.

Ya da her zaman özlemi duyulan şeyler vardır.

Mesela, yolculuktur bu.

Senden izin istemeden çekip gitmiş ölü bir dosttur.

Denizi öpmektir.

Yalnız kalmış bir sestir dünün konuşmalarında.

Bir kedidir yazlık evlerin kışlığına bırakıp gittiğin ve sonra bir daha hiç görüşemeyip, düşündükçe hüzünlendiğin ve geçmiş güne dönmek isteğindir onun çıkarsız dostluğunda.

Yürümektir ayaklarına karasular ininceye kadar patikalarda.

Konuşmaktır boyuna kendi kendine ve ağlamaktır hiç sebepsiz hıçkıra hıçkıra.

Küçük bir uykuya yatmaktır rüyanın daveti üzerine ve buluşup aniden uyanmaktır zil sesine ve kapı dışındaki muhteşem bekleyişle karşılaşmaktır.

Öyle çoktur ki bu herhangi özlemler dizgesi, yaşanmışlığa göre yüklenir ve alır götürür bir bir ve sonra getirir hiç beklenmedik bir anda, seriverir önüne...

İşte, son günlerde bana da bir özlem çıka geldi, üç heceli bir sözcük bu, minicik ve hafif ve öyle masum ki, nicedir söylemediğim bir ince tınılı sözcük ; meymenet.Neden, diye düşündüm, neden şimdi ve neden bunca zaman sonra?

Çünkü gazeteler, televizyonlar ve internet var... Fotoğrafların, demeçlerin, görüntülerin ve yazıların şaşkın yüzü. Meymenetsiz bir tebessümün sunuluşu tam karşımda, gözlerime bakıyor!

Çünkü sokaklar, mahalleler ve şehirler var... Yalnızlık ve korkunun adresleri. Meymenetsiz taşların kaykılışı tam karşımda, ayaklarıma bakıyor!

Çünkü evler var... Kelepir yaşamakların barınağı. Meymenetsiz pencerelerin lüks perdeleri tam karşımda, giysilerime bakıyor!

Çünkü ülkeler var... Kendini kurtarmakların telaşı içinde olmaktan mutlu halklarıyla. Meymenetsiz renkli bezlerin istilası tam karşımda, onuruma bakıyor!

Çünkü insanlar ve gölgeleri var... Utancın izdüşümü. Utanmasız silikler zümresi. Meymenetsiz suratlarıyla sırıtarak duruyorlar tam karşımda, bana bakıyorlar!

Ve ben, tam bu anda, özlediğim bir sözcüğü fısıldıyorum iyi insan kabilelerinin tarihinden kendi tarihime ; meymenet.

Ve hiç gecikmeden geliyor o, yüzündeki ışıkla yapışıyor tenime ve yeniliyor beni, öylesine ihtiyacım vardı ki buna cümbüşünde çoğalırken bedenim. Öylesine hafif ve öylesine karşı koyucu bir güç aşılıyor ki bana bu güzellik, insana yakışıyorum usulca.

Siz de hissetmelisiniz bunu, en kısa zamanda, daha fazla yıpranmadan, yıpratılmadan, mutlaka hissetmelisiniz.

Nasıl mı?

Siz son zamanlarda hangi kitapları okudunuz sahi! Hani "insan" tarihine sahip çıkanlardan diyorum, hangilerini!?...



içindekiler    üst ↑     


 



  182  

 



Kıvılcım Vafi   l   Tüm Yapıtlar   l   SEÇİLMİŞ SERBEST YAZILAR