SERDAR TOKA   
 
01 AĞUSTOS 2004    
yazar posta    
 
PERFORMANS
(TÜRKÇE -TURKISH)
 
 
Performans, Anarşik bir yapıdadır...Hiç bir kuralı yoktur...Hiç bir geleneğe bağlı değildir... Anti-akademiktir... Avant avant garde/reddeden sanat içinde reddedendir... Performansın tanımı yapılamaz, zaten yeni bir tanım yapmaktır... Her performans böylece kendini tanımlar... Sayısız malzemesi sonsuz çeşidi vardır; her türlü eylemden “performans yapıldığı bilinciyle yapılmasıyla” ayrılır..
 
Serdar Toka
HÜ GSF Resim Bölümü
Sanatta Yeterlilik - Terk
 
 
 
 
 
 
“flüt çalacağım
kendi öz omurgamla!”
Mayakovski
 
ilk kısım
 
Metinim...
Bu metin de metindir. Bu metinle, metin bir metinim. Bu metin, metin bir metindir.
Metin metin, metin metindir. Metin metinin metni, metin metinin metnidir.
Metin metinin metin metni, metinlerin de metnidir.
 
Cümlede ve cümledeki özne, eylese de gerçekleşir, eylemese de; bu nesneye bağlı olarak değişir.
 
Problem
Akademideki Resim-Atölye dersinin hocası tarafından, “bu dönem için bir performans yazmam ve bunu gerçekleştirmem” istenmektedir.
 
Bunun anlamı açıkça şudur:
Önümde bir problem var!
Benim yapmam gereken de açık seçiktir:
Problemi çözmek, yani halletmek!
(Nedir gerçekte bu problem ve onun hakiki çözüm yolu?)
 
Ritüel
İnsanlığın en eskisidir problem çözme ritüeli (örneğin, bir mamutu avlama probleminde olduğu gibi). Yine de problemlerin piri, meşhur Gordion Düğümü’dür; (önünde elinde kılıcıyla İskender’in hayalini görüp de bir an) anıyorum adını tüm o büyük problemlerin; problem çözücüler ve kuşkusuz devrimcileri tek tek selamlıyorum saygıyla. Yolundan döndürülemeyen (incorruptible) Robespierre’i, Atılgan Danton’u, Zola’nın kamusal, Lenin’in proleter, Gramschi’nin organik, Sartre’ın evrensel, Foucoult’nun spesifik aydınını. Ve daha nicelerini dalga dalga mahşeri ordular gibi. Ve tüm bu orduların en başında, mavi sakalı tarihe dalgalanan, tarihsel komutan, dahi feylesof, bir bilgin ve kahin durmaktadır: Bu adam ki, Karl Marks’tır.
 
Bilgiden çok, bilgiyi hür ve bütünsel yapan inançla!
Ruhu dizginleyen akıldan çok, aklı delirten ruhla!
 
(Bir yandan da şamanist eskimonun öldürdüğü ayıya bile düpedüz hürmet ediyor, eğilip hüzünlü gözlerinden öpüyorum.)
 
Kısacası, bir törenin tören olması için gerekenleri ciddiyetle ifa ediyorum.
 
Şimdi problemle karşı karşıyayım (hiçkimseyle değil, belki kendimle fakat).
Etrafında adım adım dolaşarak onu adeta deneyimliyorum. Etrafında dans ederek yokluyorum.
Onu bir heykel çamuru gibi yoğurmalı, yahut taş gibi kırmalı.
Elimde kara demirden kara bir çekiç var, uzaklara çın çın ötme kabiliyetinde.
Gökyüzü turuncu-siyah...
Ve gökyüzü yankılı.
 
Elimi gökyüzüne kaldırıyorum....
 
 
asıl kısım
 
-İşbu deklarasyonla ben, Serdar Toka, bilinçli olarak performans yapmayı reddediyorum.
 
-Fakat diyorum ki, bu yine de bir performanstır.
 
-Değildir, reddettin!
-Performanstır, deklare ettin!
 
-Değildir, çünkü eylemiyorsun.
-Performanstır, çünkü eylememek de bir eylemdir.
 
-Değildir, performans anti-akademiktir.
-Performanstır, performans anti-akademiktir.
 
-Değildir, performans anarşiktir.
-Performanstır, performans anarşiktir.
 
-Değildir. Çünkü performansın bir yeri olmaklığı gerekir, bu performans hiç bir yerde yapılmıyor.
-Performanstır. Çünkü yeri zaten hiç-bir-yerdir. Bu performans hiç-bir-yer’de yapılmaktadır.
 
-Değildir, çünkü hiç-bir-yer yoktur.
-Performanstır, çünkü hiç-bir-yer vardır ve her-yerin yanıbaşındadır.
 
-Değildir, performans bir zamanda yapılmalıdır. Bu hiç bir zaman yapılmıyor.
-Performanstır, zamanı hiç-bir-zamandır. Hiç-bir-zaman, her-zaman deneyiminin yanıbaşındadır.
 
-Değildir, ortada perform ettiği / göstergelediği hiç bir şey yok.
-Performanstır, çünkü sizlere zaten Hiç’i perform etmekte / işaret etmekteyim.
 
-Bak şimdi, performans değildir. “Akademide verilmiş bir ödev” gibi günübirlik, sıradan hatta kuru bir olaydan yola çıkıyorsun ve “Hiç” gibi devasa bir kavrama sıçrıyorsun. Yani kalkmış bir bardak suda fırtına koparıyorsun.
-Performanstır; çünkü sanatın çıkış noktası bilhassa sıradandır. Buna sayısız örnek verilebilir. Sanat, (insan soyu gibi) başka boyutlara sıçrayarak varolur.
 
-Bu bir performanssa belgesi hani?
-Performanstır; belgesi çoğaltılarak kamusal yollardan dağıtılan bu metnin kendisidir. (Bir nüshası da eskiden avukatım iken şimdi noter olan dostum Fikret tarafından onay altına alınmıştır.)
 
-Fakat görmüyor musun, bu salt bir metin?
-Fakat görmüyor musun, bu metin “hiçliğe iliştirilmiş bilincim”dir?
 
(-Nereden belli?
-Söylüyorum ya!)
 
-Bu bir performans değildir; kaydı yok.
-Bu bir performanstır. Dilerseniz kaydı boş bir kasettir, fotografı boş bir karttır.
 
-Bu bir performans değildir, performans yeni bir iddiadır.
-Bu bir performanstır, performans yeni bir iddiadır.
 
-Bu bir performans değil, çünkü saçma.
-Bu bir performans, çünkü saçma.
 
-Yalan söylüyorsun, bu bir performans değil!
-Yalan söylüyorum : “Bu bir performans”. (İskenderiyeli müthiş Kavafis’in sorduğu gibi: “Sanat her zaman yalan söylemez mi?” Üstelik bu yalan, “gerçek”ten bile daha gerçekse.)
 
-Değildir.
-Öyledir.
 
-Lay-lay-lom
-Hop-tiri-nom
 
-Hadi ordan!
-Hop burdan!
 
-Buldum! Bu psikolojik bakımdan bir tür kişilik bölünmesidir.
-Bravo! Sanatsal ve dolayısıyla bütünsel alandaki psikolojist, postu daha baştan güvenceye almaya ve hep arkamda durmaya çalışan bir tür korkaktır.
 
-Bu metin, felsefi açıdan kimi tutarsızlıklar içeriyor.
-Bütün beyaz kuğuları da saymalısın.
 
-Valla bu bir performanssa ben de ne olayım arkadaş.
-Valla bu bir performans değilse ben de ne olayım arkadaş.
 
-Şimdi sen bana bunu “Performans” diye mi yutturacaksın?
-Şimdi sen bana bunu “Performans değil” diye mi yutturacaksın?
 
-Bir kere bu sanat yapmak değildir, çünkü sanat hakiki olmalıdır.
-Bir kere bu, hakikidir.
 
-Bu bir performans olamaz, çünkü -ne bileyim- her şey çok çabuk karşıtına falan dönüşüyor.
-Bu bir performans olabilir, çünkü sanatın kaygan zemininde her şey çok çabuk karşıtına falan dönüşebilir.
 
-Boşversene. Performans değildir. Çünkü sen performansın içinde kendi reddettiğini bile reddediyorsun.
-Evet evet, performanstır. Çünkü performans, reddeden sanat içinde reddeden / Avant -Avant Garde’dir.
 
-Fakat sen burada, kendin çalıp kendin oynuyorsun.
-Doğru! Benim yaşadığım ülkede hakiki plastik sanat, kendi göbeğini kendi kesmek zorundadır. Yoksa engizisyon, göbekbağı diye boynunu keser sanatçının.
 
-Bakın bayım. Ben bir işçiyim. Söyleyin lütfen bana, bu bir performans yahut başka bir şeyse de neye yarar ki? Ne bir açın karnını doyurur, ne de bir çocuğun hayatını kurtarır.
-Haklısınız efendim. Beni bağışlayınız, elinizdeyim. Anlayınız bu sanat denen şeyin aşağılık yanı da budur. (Doldurur üstelik midesini sanatçı da, sizin yarattıklarınızdan kaptığı payla). Bilirsiniz belki de Akhilleus’u yukarıda tutan o zavallı ayağı. Vurdunuz onu siz işte. Yazık ki biraz da bu yüzden, performanstır bu da.
 
-Değildir. Performanstır. Değildir. Performanstır. Değildir. Öyledir. Şöyledir. Böyledir. Evet. Hayır. Var. Yok. Hep. Hiç. Ne... nede... Ya.... ya da... Hem.... hem de...
Hem... hem de hiç.
Hiç!

 

 

son kısım
 
-Tamam, tamam, seni şimdi çözdüm. Bu bir performansmış.
-Üzgünüm, çözemedin.
-Neden?
-Çünkü artık değil.
-Fakat nasıl olur? Bir şaka falan mı bu?
-Tersine, şunu duymuyor musun?
-Neyi?
-Sysyppos’un kayası gümbürtüyle geri yuvarlanıyor. Kaç!
 
****
 
-Baksana! Benoyn Baysgur kimdir, biliyor musun?
-Elbette biliyorum, aptal!
-Fakat nasıl bilebilirsin ki?
-Biliyorum, çünkü Ben zaten Sen’im.
 
 
****
 
 
-Peki söyle bakalım. Kimdir?
-.........
-Ee! Cevap versene.
-.........
-Ha tamam!.... Elbette... Anladım.
 
 
- SON -
 
köşe seçimine git