24 ŞUBAT 2003, Pazartesi  
 
posta  

 

MEYMENET!

 
Zaman zaman bir şeyler özlenir. 

Bir ağaca dokunarak yaşamı hissetmek ve sonra dibine çöküp, sırtını yaslayarak onunla bütünleşmek gibi bir özlem olabilir bu mesela! Ve ayağının dibinde gözlerini sana dikmiş bir kertenkelenin meraklı bakışını "ilk görmenin" zevkini anımsatan bir özlem de olabilir! 

Ya da her zaman özlemi duyulan şeyler vardır.

Mesela, yolculuktur, bu...  Senden izin istemeden çekip gitmiş ölü bir dosttur! Denizi öpmektir! Yalnız kalmış bir sestir dünün konuşmalarında! "Sarmalaşmak üzere" diyerek ayrıldığın  bir kedidir yazlık evlerin kışlığına bırakıp gittiğin ve sonra bir daha hiç görüşemeyip düşündükçe hüzünlendiğin ve geçmiş güne dönmek isteğindir onun çıkarsız dostluğunda!  Yürümektir ayaklarına karasular ininceye kadar patikalarda! Konuşmaktır boyuna konuşmak kendi kendine ve ağlamaktır hiç sebepsiz hıçkıra hıçkıra! Küçük bir uykuya  yatmaktır rüyanın daveti üzerine ve buluşup aniden uyanmaktır zil sesine ve kapı dışındaki  muhteşem bekleyişle karşılaşmaktır! Öyle çoktur ki bu herhangi özlemler dizgesi,  yaşanmışlığa göre yüklenir ve alır götürür bir bir  ve sonra getirir hiç beklenmedik bir anda, seriverir önüne...

İşte, son günlerde bana da bir özlem çıka geldi, üç heceli bir sözcük bu, minicik ve hafif ve öyle masum ki, nicedir söylemediğim bir ince tınılı sözcük; meymenet!

Neden, diye düşündüm, neden şimdi ve neden bunca zaman sonra!?

Çünkü gazeteler, televizyonlar ve internet var... Fotoğrafların, demeçlerin, görüntülerin  ve yazıların şaşkın yüzü. Meymenetsiz bir tebessümün sunuluşu tam karşımda, gözlerime bakıyor!

Çünkü sokaklar, mahalleler ve şehirler var... Yalnızlık ve korkunun adresleri. Meymenetsiz  taşların kaykılışı tam karşımda, ayaklarıma bakıyor!

Çünkü evler var... Kelepir  yaşamakların barınağı. Meymenetsiz pencerelerin  lüks perdeleri tam karşımda, giysilerime bakıyor!

Çünkü ülkeler var... Kendini kurtarmakların telaşı içinde olmaktan mutlu  halklarıyla. Meymenetsiz renkli bezlerin istilası tam karşımda, onuruma bakıyor!

Çünkü insanlar ve gölgeleri var... Utancın izdüşümü! Utanmasız silikler zümresi. Meymenetsiz suratlarıyla sırıtarak duruyorlar tam karşımda, bana bakıyorlar!

Ve ben, tam bu anda, özlediğim bir sözcüğü fısıldıyorum iyi insan kabilelerinin tarihinden kendi tarihime; meymenet!

Ve hiç gecikmeden geliyor o, yüzündeki ışıkla yapışıyor tenime ve yeniliyor beni, öylesine ihtiyacım vardı ki buna, anlatamam! İçim içime sığmıyor renklerin cümbüşünde çoğalırken bedenim. Öylesine hafif ve öylesine karşı koyucu bir güç aşılıyor ki bana bu güzellik, insana yakışıyorum usulca.

Siz de hissetmelisiniz bunu, en kısa zamanda, daha fazla yıpranmadan, yıpratılmadan, mutlaka hissetmelisiniz!

Nasıl mı?

Siz son zamanlarda hangi kitapları okudunuz sahi! Hani "insan" tarihine sahip çıkanlardan diyorum, hangilerini!?... 


 
Merak Edenler İçin;
 
Meymenet : İyi nitelik, İyilik, Üretkenlik, Verimlilik, Bolluk, Bereket, Ongunluk...
 
Ya da bana göre: İç güzelliğin dışsal yansımadaki görüntü ve davranış bütünlüğü!
 
yazı arşivi     başa dön