10 MART 2003, Pazartesi  
 
posta  

 

 
KÜLTÜR ve yüzSÜZLÜK CİNNETİ!

Son günlerde birşeyler oluyor  "sanatçılara / aydınlara", kötü şeyler.

Kötü hem de üstüne üstlük çirkin şeyler.

Hani dünden öncesi zamanlarda, birilerinin tekbir getirerek kollarının altına aldıkları gibi  seccadelerini ev ve komşu değiştirdiklerine alışmıştık da; bazılarının niye bu kadar  geç kaldığına şaşırırdık aradabir sadece, o kadar! Kim isterse kavuşsun kendisizliğine der,  geçerdik. 

Ya da pişmanlık reçetelerini mahalle muhtarlarından alıp düzenegir ilaçlarını düzenle kullanıp, sakinleşenlerden de bir şikayetimiz olmadı öyle ciddi ciddi, az bir kızsak da! Bir tek ceza olarak bol alkışlı ve onurlu sahnelerini iade etmedik kendilerine, öylece kaldılar kendisizce, başka bir şey yapmadık onlara da!

Ama son zamanlardakiler böyle değil, yani kendi varlığını olmayan bir varlığa teslim ederek yok olmak kadar masum bir cinnet veya korkudan silikleşmek kadar hıyanet değil demek istiyorum bu son zamandakiler. Bunlar bir başka!

Bir zırvalamadır gidiyor ortalıkta, karalamalar, hakaretler, sataşmalar öbek öbek!

Üretilenler üzerine mi, yani şiir, roman, öykü, resim, heykel, sinema ve daha ne varsa sanat adına olanlara yönelik mi, ne gezer! Keşke öylesine bir safsatada kalsa bu olanlar. Gülüp geçme ve hatta alay etme hakkına bile sahip olunabilir hiç olmazsa o keşmekeş içinde!

Fakat, maalesef, durum vahim! Hem de çok!
 
İnsanlaşmanın  özünü yırtarak özsuyunu  kanalizasyona akıtmanın vahameti yaşanıyor.

Bu bir cinnet!
KÜLTÜR ve
yüzSÜZLÜK cinneti!

Kendi sıcak tenini hissetmeyen bir canlı türü gelişti. Dokunmaktan aciz. Otomatik ucube!

Kimi ve neyi algılayabilir ki kendi olmadıktan sonra bu tür!

Her saldırı, her küfür, her iftira aslında o kendisizliğinedir.

İşte bu da zaten kendisizliklerinin farkına varışlarının cinnetidir, hiç olmak'ın cinneti.

Siz kendisizler! Kırıntılarınızı incitmeyin bari! Hani o birkaç kelimeniz üzerinde  zariflikle kıpırdaşan  ışıklı kırıntılarınızı.  Bırakın sevelim onları sizsiz!

Ve bana ablak ablak bakan ve sen ne diyorsun yahu, diyen sen, kendisiz münferit, şimdi sus ve düşün! Hiç, ama hiç konuşmadan düşün şu kendine düş kurma özgürlüğünü veren sözcüklerimin ferah çılgınlığını okuma zahmetine biraz olsun katlanarak:

Şiirin ölüsüne inanan bir şairin aslında hiç yaşamadığı bir yazardır şiirdeki ve fotoğraflar bunu belgelemektedir ki, eline bulaşan o ne idüğü belirsiz sıvının eski kötü dostluklarından kalma bir tokalaşmanın izi olduğudur. Yaratılan hiçbir güzellik izin istemez senden, ondan da istemez.  Salyalarınla öpücüklere boğduğun geçmişi inandırtma kimselere. Geçen zamanda mahçup olursun sonra ve şöhretlenirsin öylece aptal aptal!

Saygı önemlidir. Saygın olmak da!

En önemlisi "kendi" olmaktır ama!

Siz yine de her nerdeyseniz orada kalın!

Kalın da kendisizce, yeter ki pisletmeyin derinliklerdeki köklerin toprak üstü çiçeklerini!

Zaten sanat yok gibi kalakalmışken bir de ortada...
 
yazı arşivi     başa dön