______  yersizyurtsuz  ekran dergi   ocak - şubat '2003  [ yedinci yayın dönemi ]   sayfa 11

  



 

 

[ üzeyir lokman çaycı ]
 
 
 
 
TATİL BENİM DIŞIMDAYDI

Ben dört yıldır soluyamadım memleketimin havasını...
 
Çiçeklerimiz, kuşlarımız ve hasret duyduğum insanlarımızdan uzakta, bir iş kazası sonucu bir hastane odasındaydım.
 
Ameliyat olacağım anı bekliyordum. İki kişilik bir odada yanımda sigaranın vurduğu bir kanser hastası vardı. Göğsündeki birçok dikişe rağmen benim memleket özlemi duyduğumu fark ettiğinden olacak ki, o haliyle bana teselli vermeye çalışıyordu. 
 
Bruno'ydu adı... O beklentilerinde hesaplayamadığı şeylerle karşılaşsa da dik durmasını bilen bir kişilikteydi. Bana zenginliğin fakirleştirdiği ruhlardan bahsederken; "yirmi yıl sadece bir düğmeye basarak akşama kadar gürültü altında hiç tepki göstermeden çalışan bir çok yabancı tanıdım! Onlar hayatı bu şekilde tanıdılar... Bunlar böyle gelip geçtiler bu yollardan... Ben kanser hastası olduğum halde hiçbir huzursuzluk hissetmiyorum! Sen de sevdiklerine kavuşacaksın... Bak ben torunuma kavuştum!" diyordu, bana.
 
Her odanın kapısı açıldığında memleket hasreti boğazımda düğümleniyordu. Birçok iş arkadaşımdan bir tek kişi dahi beni telefonla aramamış ve "geçmiş olsun demeye" gelmemişlerdi. Kanları donmuş bu insanların bu halleri, özlemlerimi artırmaya yetiyordu.
 
Hastaneye girmeden önce bir kez daha sesini duymak için anama telefon açtığımda: "Oğlum ne zaman yanıma geleceksin! Hasretine dayanamadım..." diyor ve her telefonla görüşmemizde söylediği sözleri tekrarlayarak bana: "Hiç olmazsa bir günlüğüne gel..." diyordu gözyaşlarını içime akıtarak...". O sırada ıssız sokaklarda annemle üç kilometrelik bağ yollarını aştığımız anlar geçti aklımdan. Parmağımdaki yonca biçerken aldığım orak yarası için gözyaşı döktüğü yetmemiş gibi, aynı gün elma ağaçlarını ilaçlarken bu yaradan zehirlenişim anındaki feryatlarını hatırladım. Dedim kendi kendime: "Gurbet seni de, buradaki insanları da hassaslaştırıyor... Bırak şu acı hatıraları da ameliyat olmana bak! Buralarda dostun yok! İnsanlar canlılarla değil ölülerle ilgileniyorlar. Mezarlığa gir herkes ölülerine çiçek taşıyorlar. Sağlıklarında 20 yıl birbirlerini göremeyenler böyle tatmin oluyorlar..."
 
Hastane odasında kendimi uçakta hissettiğim ve uzayan yolların, içimde düğümlenen acıları nasıl körüklediğini düşündüğüm çok anlar oldu!
 
Anamın bu duygularımdan, hatta hastane odasında gizlediğim göz yaşlarımdan haberi dahi yoktu.
 
Ve ameliyat odasına götürülüyordum! Eşimin bana uzatırken elinin boşlukta kaldığı andan itibaren hatırlayamadığım bir sürede ben başka dünyalardaydım!
 
Gözümü açtığım zaman sevginin yüceliği, duygularımın berraklığı içinde hayatı yine solumaya başladım! 
 
Gurbetçilerden bir çoğunun ülkemizde özlem gidermeye çalıştıkları sırada, ben yattığım yerden gökyüzünde izler bırakarak giden uçakları pencereden izliyordum. Ve içimden: "Anacığım ben de geleceğim senin yanına göz yaşlarımı aşarak. Acılarımla koşarak... İçimden sıyırarak hasreti... Senin içine dolarak!" diyordum.
 
31.10.2002 - Paris
başa dön