_____________  yersizyurtsuz  ekran dergi   mart-nisan '2002  [ ikinci yayın dönemi ]   sayfa 10

  



 

 

[ bülent top ]

 
 

 
PİNOKYOLARI ÖLDÜRMEYİN!


Ben, Afganistan’da yaşayan, belki de Afganistan’da ölen küçük bir kızım. Bu yazım, gelişmemiş toprakların gelişmemiş çocuklarından, gelişmiş ülkelerin gelişmiş insanlarına bir mektup olsun. Bu mektup sese dönsün; beyaz kağıtlarda çoğalsın, binlerce çoğalsın ve bir o kadar beyaz güvercin olup bizlere geri dönsün. Küçüklüğünde Pinokyo masalını dinlememiş, duygulanmamış bir tek gelişmiş ülke insanı yoktur sanırım. O sevdiğiniz masal kahramanlarının yaşadığını bilmek ne güzel olurdu değil mi? Hele ki onlara kötülük yapmak isteyen insanlara karşı hissedilenleri düşünün. Elimizden bir şey gelse de, kahramanımıza yardım etsek diye düşünmez miydiniz?. Şimdi sıkı durun. Bu mektubu o pinokyolardan birisi yazıyor ve maalesef o kötü adamlar sizlerin arasında yaşıyor, belki de sizlersiniz.

Ben Afganistan’da yaşayan küçük bir kız çocuğuyum. Mayına verdim bir bacağımı. Sizin çocuklarınızın parklarda, salıncaklarda, atlı karıncalarda çığlık çığlığa heyecana gark olduğu demlerde, bizde çocukların heyecanı korkuya bürünür. Silah olur, mayın olur, çığlık çığlığa parçalanır bedenlerimiz. Yarınlarımız, umutlarımız...


Biz, onbinlerce çocuğuz Afganistan’da. Mayına verdik bacaklarımızı, mayına verdik sevinçlerimizi, delişmen gözlerimizi. Onbinlerimiz de küçük adımlarımızla mayınlara yürüyoruz. Bu mayınları bize kader edenlersiniz. Çocuklarınızın bir parmağı dahi kapıya sıkışsa yürekleriniz sıkışır biliyorum. Parktan eve dönerken çocuğunuzun ayağı kaldırıma takılsa aklınız gider biliyorum. Biz bacaklarımızı verdik diyorum. Duyuyor musunuz? Ölüyoruz ve daha çok öleceğiz biliyor musunuz? Çok gelişmiş ülkelerin çok gelişmiş insanları yüreğiniz daralmasın, aklınız alınmasın. Yüreğinizi bize açın diye yazıyorum size bu mektubu. Yürekleriniz gözyaşlarıyla yıkanmasın.

Bizler, yaşayan pinokyolarız; görün bizi. Afganistan sokaklarında binlerce Pinokyo geziyor. Tahta bacaklarımıza dökülecek bir damla gözyaşınız olduğunu biliyorum. Bizim gözyaşlarımızı silecek bir beyaz mendil istiyorum her birinizden. Rüzgara savrulan mendiller barış güvercinleri olup üzerimize dökülsün istiyorum. Oysa siz bize bombalar hazırlıyorsunuz. Şimdi size soruyorum: pinokyoları öldüren kötü adamlar olarak nasıl bakacaksınız çocuklarınızın yüzlerine; geceleri o rahat yataklarınızda nasıl uyuyacaksınız?Sizler, gelişmiş ülkelerin az gelişmiş duygulu insanları. Sizler televizyonlardan bizleri karınca sürüsü gibi, avare dolaşan ve sürekli yakıp yıkmaya hazır bir güruh gibi görmek istiyorsunuz ve nasıl görmek istiyorsanız öyle gösteriyorsunuz. Doğal bir kuş cennetindeki karabatak sürüsüne bile daha insanca baktığınıza eminim. Hey insanlık, hey gelişmiş insanlık duyun bizi. Gelişmişlik nerenizde sizin? Mayınlarınızda mı? Üzerimize yağdırdığınız bombalarınızda mı? Uçaklarınızda mı? 

Biz insanız duyun bizi! Bir çiçek sizi ne kadar mutlandırırsa, biz de en az o kadar mutlanırınız. Annelerimizin bize sarıldığı zamanki yürek çırpınışlarımız sizden aşağı değildir inanın. Babalarımızı yitirmenin acısının, sizin babalarınızın yitirilmesinden az olmadığını bilesiniz. Biz insanız, biz canız, düşünün bunları. Bizi geri bırakanlar, bizim geri kalmışlığımızı kullananlar gelişmemişliğimiz yüzünden bizi öldürmeye hazırlanıyorlar; öldürüyorlar.  Bizler yoksul ülkelerin çocukları, hiç ama hiç bir şeyin sorumlusu olarak öldürülmeyi hak etmedik. Savaşa heyecanla hazırlandığınızı ve savaş nidalarıyla bush bush konuştuğunuzu duyuyoruz. Korkuyoruz. Savaş size çok uzak belki ama bize çok yakın. Pinokyoların ölmesine izin vermeyin. İçinizdeki iyi insanlara sesleniyorum. Pinokyolar için savaşa karşı çıkın.




başa dön